Haberler

Dr. Akkan Suver, Garbi Azerbaycan toplantısında konuştu

3 Haziran 2026 Çarşamba - Okunma: 37
Dr. Akkan Suver, Garbi Azerbaycan toplantısında konuştu

Marmara Grubu Vakfı Genel Başkanı Dr. Akkan Suver,  Genel Sekreter Sezgin Bilgiç ile birlikte katıldığı "Garbi Azerbaycan" toplantısında konuştu.

Dr. Akkan Suver 'in konuşma metnini aşağıda bulacaksınız:

 

 

Batı Azerbaycanlıların ellerinden alınan haklarını geri alınması

 
Değerli dostlar,

 Öncelikle yüksek heyetinizi şahsım ve Marmara Grubu Vakfı adına saygıyla selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.

Yüksek malumlarınızdır ki; Türkiye ile Azerbaycan ilişkileri kültürel bir İlgiden, nostajjik bir bağdan ibaret değildir.

Kendi sonrumluluğunun yükümlülüğünü müdrik bir insan olarak burada ifade etmek isterim ki; Türkiye'de Batı Azerbaycan meselesi tarihi bir mesele olarak değerlendirilmektedir.

Hepimizin ve herkesin bildiği gibi Selçuklular döneminden beri Türkleştirilmiş bu topraklar Sovyetler Birliği döneminde Ermenilerin eline geçmiştir.  

 Yüz sene öncesine kadar; kültürel, dini, dilsel ve siyasi kimlikleriyle Batı Azerbaycan’da yaşayan Azerbaycanlıların zengin kültürel mirası, tarihi anıtları, camileri, mezarlıkları bugün yoktur.

Uzun vadeli, amaçlı ve sistematik bir asimilasyon politikasının sonucu bugün Batı Azerbaycan'da değiştirilen yer, nehir, göl, dağ adlarıyla Ermeniler sahte bir Ermenistan oluşturmuşlardır.

Oluşturulan bu Ermenistan'da; Göyce gölü Sevan, Zengi nehri Hrazdan, Alagöz dağı Aragats olmuşsa, bu Ermeni şovenistliğinin kaba bir örneğidir.

Allahverdi ilçesine Tumanyan, Hamamlı ilçesine Spitak denilmesi gibi 717 Türk isimli bölgesel-idari bölümün değiştirilmiş olması da şoven ve tahripkar bakışa ayrı bir örnektir.

İsimler değiştirilirken, yaşayanlara uygulanan neydi?

Yaşayanlara uygulanan ise sürgündü.

Azerbaycan'a ait izler silinmiş, uygulanan temizlik sonucu ve Zengezur'un Ermenistan'a verilmesiyle Azerbaycan'ın ayrılmaz bir parçası olan Nahçivan ile kara bağlantısı kesilmiş ve bölgenin tarihi yeniden yazılmak istenmiştir.

Burada bir duralım:

Bunlar hepimizin bildiği gerçekler!

Batı Azerbaycanla ilgili toplantıların tertiplenmiş olması iyidir, gereklidir, isabetlidir.

Ama yeterli değildir.

Pekiyi biz bugün ne yapmalıyız?

Öncelikle Batı Azerbaycan konusunun uluslararası gündemde konuşulmasını sağlamalıyız. Toplantılar gayr-i resmi devlet kuruluşları tarafından dikkatle, itina ile ve hukuki kurallara uygun bir biçimde dünyanın belli başlı merkezlerinde usanmadan, sabırla sabah akşam gündeme getirilmelidir.

Tarihi miras açısından UNESCO nezdinde girişimlerde bulunulmalı kalan eserler varsa veya ne kaldıysa öncelikle onların yaşatılması sağlanmalıdır.

Birleşmiş Milletler nezdinde girişimlerde de bulunulması ve insan haklarıyla bağdaşmayan kendi topraklarında yaşama hakkının elde edileceği güne kadar bu konunun devamlı gündemde tutulmasının gerekliliği üzerinde durmak istiyorum.

Uluslararası panellerde, insan hakları kuruluşlarında belgelerle hakkı tezlerimizin savunulması şarttır.

Akademik, diplamatik platformlarda olduğu kadar toplumsal eylemlerle haklılığımızı her fırsatta anlatmamız gerekmektedir.

Bu arada sosyal medya da ihmal edilmemelidir.

Bölgenin edebi ve sanatsal değerleri de kültürel mirasın yaşatılması adına dünyanın belli başlı merkezlerinde oluşturulacak etkinliklerle gündemde tutulmalıdır.

Hatta yurtdışında tahsil yapmakta olan gençlerimiz yabancı arkadaşlarına bölgeyi anlatacak, bölgeyi tanıtacak etkinliklere teşvik edilmelidir.

Bunları insanca yaşamak hakkı adına Batı Azerbaycanlı kardeşlerimize yapmakla mükellefiz.

Ve herşeyin ötesinde bu toprakların insanlarının güvenli ve onurlu bir şekilde barış yoluyla ata yurtlarına dönüşlerinin sağlanmasını temin etmeliyiz.

Eğer bölgede kalıcı bir barış isteniyorsa Ermenistan Devleti, Batı Azerbaycanlıların, orada insanca yaşama hakkını vermekle ve temin etmekle mükelleftir.

Bunlar hepimizin bildiği gerçekler.

Unutmayalım ki, hak arama bir özgürlüktür.

Bir başka deyişle adaleti bulma, hakkı olanı elde etme ve haksızlığı giderme çabası en medeni yöntemdir.

Olaya böyle bakmamız gerekir.

Benim önerim Birleşmiş Milletlerin ulusal, etnik, dini ve dilsel haklarına sahip kişilerin haklarının aranmasına müracaat edilmesinin, yanı sıra Avrupa Konseyi'nin iki çerçeve sözleşmesinde yer alan toprağın sahiplerinin korunması anlaşmaları ile AGİT Kopenhag belgesine dayanılarak hak aranmasıdır.

Bu arada bu hakları ararken önemle belirtmek gerekir ki aranan hak, var olan haktır.

Bu bir ahlaki haktır da!

Biraz hamaset yapacak olsam, derim ki;

Ermeni yalan söyler.

Tarih araştırmacılarına ve arşivlere inanmaz! Her zaman üçüncü tarafları işe karıştırmaktan vazgeçmez! Aklın işine yanaşmaz.

O zaman bizlere düşen, konuyu uluslararası platformlardan uzak tutmamamızdır.

Bunu onların dün yaptığı gibi ateş ve acı içinde değil, insani bir hakkın tecellisi olarak gerçekleştirmekle hem bizim hem de Ermenistan tarafının yükümlü olduğuna inanıyorum.

Azerbaycanlıların Ata topraklarına dönmeleri bir haktır.

Uluslararası normlara göre hukukun ve adaletin gereğidir.

Etik olarak ele alındığında ise uluslararası bir ayıptır.

Ahyaki kriterlere başvuracak olursanız, söyleyecek söz bulumazsınız.

Dolayısıyla bu hakkın, hukukun, adaletin, etiğin ve ahlaki değerlerin korunup, yaşatılması ve savunulmasını ben bir insanlık görevi olarak görmekteyim.

Bu görevin konuşulması, görüşülmesi ve gündemde tutulması hem kültürel miras, hem uluslararası farkındalık oluşturulması önemlidir. Gereklidir.

Özetle Batı Azerbaycan gerçeğini, daha çok insana ve daha çok kuruluşa anlatmamızdır.