Haberler

13,14,15 Mart 2023 Günleri İstanbul’da 26. AVRASYA EKONOMİ ZİRVESİ

20 Eylül 2022 Salı - Okunma: 928
13,14,15 Mart 2023 Günleri İstanbul’da 26. AVRASYA EKON

26.Avrasya Ekonomi Zirvesi’nde küresel işbirliğinde barışın önemini ele alırken Büyük Atatürk’ün “Yurtta barış, Cihanda barış” deyişindeki haklılığını da, ulusal ve uluslararası boyutta enerji ile, ekonomi ile gündeme getireceğiz. Türkiye Cumhuriyeti’nin yüzyıllık muhteşem mazisini yurdumuza teşrif edecek yabancı misafirlerimize de anlatmaya çalışacağız.

Dünden Bugüne Bizi Şereflendirenler

Cumhuriyetin Yüzüncü Yılı

MARMARA GRUBU VAKFI 38 YAŞINDA

AVRASYA EKONOMİ ZİRVESİ 26 YAŞINDA

   “GÜVENSİZLİĞİ BİTİR İŞ BİRLİĞİNE BAŞLA”

   CUMHURİYETİN 100. YILI

26. Avrasya Ekonomi Zirvesi

   “Küresel İşbirliğinde Barış’ın Önemi”

2023 yılı, Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılıdır. Marmara Grubu Vakfı, Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılını, 26. Avrasya Ekonomi Zirvesi’nde ulusal ve uluslararası boyutlarıyla ele alacaktır. 26. Avrasya Ekonomi Zirvesi’nde, bir uygarlık projesi olan Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini, temel ilkelerini, devrimlerini ve ekonomik yapısını tarihle çağdaş buluşma olarak ele alacağız. Yüksek Türk kültürü ve Türk kahramanlığının ürünü, Türk’ün onurlu varlığının ve geleceğinin en değerli hazinesi olan Türkiye Cumhuriyeti’ni sonsuzluğa değin korumak azmiyle Marmara Grubu Vakfı olarak nice yüzyıllara diyoruz. 26. Avrasya Ekonomi Zirvesi’nde küresel işbirliğinde barışın önemini ele alırken Büyük Atatürk’ün “Yurtta barış, Cihanda barış” deyişindeki haklılığını da, ulusal ve uluslararası boyutta 26. Avrasya Ekonomi Zirvesi’nde gündeme getireceğiz. Atatürk’ün “Benim en büyük eserim Cumhuriyet” diyerek tanıttığı Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkesi demokrasidir. Türkiye Cumhuriyeti aklın ve bilimin ışığı altında kurulmuştuır. Demokratik, laik, sosyal ve hukuk ilkelerinden oluşan modern, çağdaş, uygar ve medeni bir devlet olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri yüzyıl önce atılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin yüzyıllık muhteşem mazisini yurdumuza teşrif edecek yabancı misafirlerimize, 26. Avrasya Ekonomi Zirvesi’nde özen ve dikkatle anlatmaya çalışacağız. Marmara Grubu Vakfı ve Avrasya Ekonomi Zirveleri olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. Yılına büyük önem vermekteyiz. İnanıyoruz ki; Türkiye’nin 100 yıllık Cumhuriyet felsefesi bir barış felsefesidir. Hürriyet ve bağımsızlığın değerini bilen, çağdaş, eğitimli, yüksek ruh yapısına sahip fedakar gençlerin elinde Cumhuriyet, daima yükselecek ve sonsuza kadar yaşayacaktır.

Yaşasın Cumhuriyet!

 

Dünden Bugüne Bizi Şereflendirenler

  

                                             HAYDAR ALİYEV 100 YAŞINDA

Öte yandan, hür ve bağımsız Azerbaycan’ın varlığını dünyaya tescil ettiren, Türk Dünyasının birlik ve beraberlik temellerini atan, Kafkas coğrafyasına istikrar getiren ve de 1998 yılında Avrasya Ekonomi Zirveleri’nin oluşumunda pay sahiplerinden olan Azerbaycan’ın Milli Lideri Haydar Aliyev’in doğumunun da, bu yıl yüzüncü yılını idrak etmekteyiz. O’na da Marmara Grubu Vakfı olarak nice yüzyıllara diyoruz.

 

Dünden Bugüne Bizi Şereflendirenler

KÜRESEL İŞBİRLİĞİ’NDE BARIŞ’IN ÖNEMİ

Sürdürülebilir bir istikrar ve kalkınma için barışa duyulan ihtiyaç günümüzde artan bir grafik çizmekte. Gene günümüzde barıştan, adaletten ve herkesi kucaklayan toplumlardan uzaklaşan bir yapının oluşumuna tanık olmaktayız. Toplumları tehdit eden yalnız savaş değil! Cinayetler, insan ve çoçuk ticareti, organize suçlar, silah kaçakçılığı, kara para, şiddeti teşvik eden eylemler, düzensiz göç ve ayrımcı yasalar gezegenimizi etkiliyor. Bunlara ek olarak bulaşıcı hastalıklar da ülkeleri saran ayrı bir tehdit oluşturmakta. Öte yandan herkesi kucaklayacak toplumların inşasına olan ihtiyacımız her geçen gün daha da önem kazanmaktadır. Herkes için barış içinde onurlu bir yaşama, adaletli ve saygılı bir düzene olan ihtiyacımızı ancak küresel işbirliğiyle götürebileceğimize olan inancımızı 26.Avrasya Ekonomi Zirvesi’nde konunun uzmanlarıyla tartışmaya açacağız.

 

Dünden Bugüne Bizi Şereflendirenler

BÜTÜNLÜK İÇİNDE BİR VATAN,

BÜYÜK VE GÜÇLÜ BİR TOPLUM,

ÇAĞDAŞ VE YÜCE BİR DEVLET…

SON YÜZYILIN KISA ÖZETİ

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluşundan günümüze kadar yüzyıl geçti. Bu zaman kesitinde Anadolu Türk Toplumunun düşüncelerinde ve hayat tarzında yüzyıllara sığmayacak önemli gelişmeler meydana geldi. Bu gelişmelere bağlı olarak, bütün dış ve iç engelleme girişimlerine rağmen, daima ileriye, yeniliğe ve refaha doğru değişimler devam etti. Vatanın bütünlüğü, milletin birlik ve beraberliği korundu. Devletin bütün kurum ve kuruluşları, ilgi alanları ve ilişkileriyle çağdaşlaşma çabaları süreklilik kazandı. Türkiye; coğrafi konumu, jeopolitik, jeoekonomik özellikleri, milli güç unsurları, uluslararası bağları ve ilişkileri bakımından bir Asya, Avrupa, Kafkaslar, Ortadoğu, Balkanlar, Karadeniz, Akdeniz ülkesi özelliklerine sahip oldu. Dünya Devleti özlem ve beklentilerini gerçekleştirme yolunda hızla ilerlemeye başladı. Milletin düşünce ve eğilimlerini, vicdan ve inançlarını dikkate almayan, yabancı siyasi ve iktisadi yaklaşımlara özenen anlamsız söz ve eylemlere karşı, “Devlet” ve “Devlete sahip olma” bilinci ve “Devlet Yüceliği” düşüncesi Anadolu Türk insanı ve toplumunda giderek artan bir ihtiyaç ve gereklilikle yaşadı. Bütün bunların temelini ise yüzyıl önce, yaşadığımız topraklarda bir lider attı. Türk milletinin kaderini Osmanlı İmparatorluğunun kaderi gibi yok olmaktan kurtarabilmek adına, milleti ile birlikte yola çıktı ve tam bağımsızlık Milli Mücadele hareketini başlattı. Cumhuriyetimiz işte bu mücadelenin ürünü ve kaçınılmaz sonucudur. Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti devletinin de kuruluş felsefesini bu mücadele belirlemiştir. Anadolu aydınlanması, milletin birliği, yurttaşlık bilinci o büyük mücadeleyle başlamıştır. O dönemi bilmeden, bugünü anlayamayız, yarını göremeyiz. Modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş süreci, Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıktığı 19 Mayıs 1919 tarihi ile başlar. Kendisinin de ifade ettiği gibi, modern bir devlet kurma düşüncesi onun zihninde daha Samsun’a çıkarken vardı. O, bu düşüncesini adım adım uyguladı ve bu düşüncesini bir sır olarak kendisinde sakladı. Bu yönüyle Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması iki aşama halinde gerçekleşmiş oluyordu;

-Birincisi, işgal edilmiş olan toprakların kurtarılması ve bağımsızlığı sağlayacak bir anlaşmanın imzalanması,

- İkincisi eski devlet yapısını ortadan kaldırarak yeni ve çağdaş bir devlet kurmaktı. Bu iki aşama, kesin çizgilerle birbirinden ayrılmış değildir. Bu düşüncenin mimarı ve uygulayıcısı olan Mustafa Kemal Paşa, ve arkadaşları, kurtuluş sürecinden itibaren dönüşümü başlatmışlar ve daha savaşlar sürerken yaptıkları çalışmalarla yeni bir devletin temellerini atmışlardır. Mustafa Kemal’de gençlik yıllarından itibaren çağdaş bir devlet kurma fikri gelişmişti. Atatürk tarihsel bir zamanda dünyaya gelmişti. O dönemi belirliyen iki büyük olay vardı. Birisi, Fransız İhtilali, diğeri Osmanlı Devleti’nin parçalanıp çöküşünün hızlanması. Mustafa Kemal, öğrencilik yıllarında Fransız İhtilali hakkında ilk bilgileri edinmiş, sonra ilgi alanının genişliği, okuma zevki ve öğrendiği yabancı dil sayesinde dünyada olup bitenleri, dönemin başlıca düşünce akımlarını ana çizgileriyle izleme imkânına kavuşmuştu. Ayrıca genç bir subay olarak farklı bölgelerde ve şartlarda aldığı görevler nedeniyle koskoca bir imparatorluğun nasıl çöktüğünü gözleriyle görmüştü. Bu tarihî dönemeç, Mustafa Kemal’i çökmekte olan Osmanlı Devleti’nin yerine yeni bir Türkiye’nin kurulmasını düşünmeye sürüklemiş ve onun düşüncesinin temelini oluşturmuştur. Bu sırada zaten Avrupa’da da bu düşünceyi eyleme geçiren gelişmeler oluyor ve Mustafa Kemal’i cesaretlendiriyordu. Birinci Dünya Savaşı ile birlikte Rus Çarlığı, Alman İmparatorluğu, Avusturya ve Macaristan İmparatorluğu yıkılmış, yeni cumhuriyetler kurulmuştu.

Değişen Avrupa idare sisteminde Osmanlı Devleti’nin geleceği üzerinde en çok durulan konulardandı. Tabii olarak Türk aydınları da bu konu üzerinde duruyorlar, çeşitli çözüm yolları arıyorlardı. Ancak bunların tamamı; çözümü Osmanlı Saltanatı etrafında arıyorlardı. Bunun dışında yeni bir devlet yapısı oluşturmayı açıkça kimse dile getiremiyordu. Geçen elli yılını büyük devletlerin ekonomik ve siyasi baskısı altında yaşayan Osmanlı Devleti aydınları için ta bağımsızlık düsturu halledilmesi gereken önemli bir problemdi. Tam bağımsızlık düşüncesi, mütareke döneminde azınlıkların ve galiplerin baskılarından dolayı daha çok öne çıktı. Tam bağımsızlık siyasal, mali, ekonomik, hukuki, askerî, kültürel her alanda tam bağımsızlık ve tam özgürlük demekti. Mustafa Kemal Paşa, kendisinden iki yüz yıl önce başlamış olan girişimleri, dağınık olan fikirleri gözden geçirmiş, değişimin tam anlamıyla başarılmasını temin edecek yeni bir sistemi ortaya çıkarmıştır. Mustafa Kemal Paşa, açılan bir devirle kapanan bir devir arasında çok önemli bir tarihi görevi başarıyla yerine getirmiş, izlediği bir kurtuluş programını, ana çizgilerinde en ufak bir ödün vermeden, azimle yürütmüş ve uygulamıştı. Yeni oluşturulacak sistemin;

- Birinci amacı çağdaşlaşmak,

-İkinci amacı kalkınmak, böylece çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmaktır.

-Bunlar yapılırken millî birlik sağlanacak, devlet otoritesi kurulacak, halk arasında eşitlik gözetilecektir. Bu düşüncelerle kurulan Türkiye Cumhuriyeti, kurulduğu bölgeye her şeyden önce        çok kapsamlı, sağlam bir barış getirdi. Dünya yüzünde belki de tek olarak, tek partiden çok partili demokratik bir rejime geçişin örneğini verdi. Siyasi kurumlarını batılı bir anlamda kurdu ve çalıştırdı. Bunlar yapılırken Türk Milletine en uygun idare şeklinin Cumhuriyet olduğu ve yeni kurulan devletin bir halk devleti olduğu sık sık vurgulandı. Mustafa Kemal Paşa’nın en çok kullandığı sözcük “medeniyet” olmuştur. Medeniyet, medenileşmek onun hareket noktasıdır. 1924’te şu sözleriyle medeniyet gerçeğini ortaya koymaktadır: “Medeniyet, Cumhuriyeti yükseltecektir. Türk İnkılabı medeniyet dünyasında layık olduğumuz mevkii temin edecektir.” Ona göre, acılarımızın baş nedeni dünya gidişine yabancı kalışımızdır. Bu sebeple milleti en kısa yoldan medeniyetin nimetlerine kavuşturmak gerekiyordu. Türk İnkılabı’nın medeniyetçiliği, yapı değişikliğidir. Yine Mustafa Kemal, öğretmenleri “gelecekteki kurtuluşumuzun saygıdeğer öncüleri” olarak tanımlamıştır. Büyük Zafer’den hemen sonra Bursa’da kendisini ziyarete gelen öğretmenlere, “Bugün eriştiğimiz nokta gerçek kurtuluş değildir. Milletimizin siyasal, sosyal ve kültürel hayatında, milletimizin fikrî eğitiminde önderimiz bilim ve fen olacaktır” demiştir.

 

Dünden Bugüne Bizi Şereflendirenler

  

Cumhuriyetin ilanının öncesi ve özellikle sonrasında bu konuda daha somut adımlar atılmıştır. Cumhuriyetin ilanından önce bir millî eğitim genelgesi yayınlandı. Bu genelge Eğitim Birliği olarak da bilinmektedir. Milli Eğitim’in en önemli hükümleri şu şekilde özetlenebilir: Cehaleti ortadan kaldırarak, ulusal ve çağdaş eğitimi yurdun en uzak köşelerine kadar götürmek. Yeni kuşakları geleceğin ihtiyaçlarına göre yetiştirmek. Gençleri fikren çok kuvvetli, bilim ve ahlak açısından sarsılmaz bir karakter ile donatmak, ülkeyi ekonomik yönden kölelik altında bırakmayacak dimağları hazırlamak, bunun için, gençliği, çalışmak fikri ve üretim araçlarıyla donatmak, milliyetçi, halkçı, inkılapçı ve laik cumhuriyet vatandaşları yetiştirmek, birer hayat okulu olan orta dereceli okullardan çıkanların hayata güvenle bakabilmelerini sağlamak, her yerde kuvvetli ve azimli olmak ve kuvvetli, sorumluluk sahibi, kendisine güvenen ve haklarını korumayı bilen yurttaşlar yetiştirmek. Türkiye Cumhuriyeti için eğitim politikalarının çağdaş seviyeye ulaştırılması en önemli konu idi. Yeni kurulan cumhuriyetin mantığını genç kuşaklara kavratabilmek ancak eğitim sisteminin aynı görüşler doğrultusunda oluşturulması ile mümkündü. Eğitim, genç cumhuriyetin yaşatılabilmesi için de gerekli unsurlardandı. Yeni kurulan devletin karakterini gösteren bir diğer önemli belge, 17 Şubat-4 Mart 1923 tarihleri arasında yapılan İzmir İktisat Kongresi’nde delegeler tarafından oy birliği ile kabul edilen İktisadi Birlik kararlarıdır. Bütün Türkiye’nin ziraat, sanayi, ticaret ve işçi zümrelerinden seçilmiş 1135 delegenin iştirakiyle İzmir’de toplanan ilk Türkiye İktisat Kongresi’nin kabul ettiği İktisadi Birlik esasları, her çeşit toplumsal, iktisadi, siyasi ve hukuki oluşumun temelinin insan iradesi olmasını zorunlu kılmıştır. Atatürk, Türk milletinin gerçek ve kesin kurtuluşa mazhar olabilmesi için iki umdeye istinadın şart olduğunu ifade etmiştir. Bunlardan ilki olan Milli Sınırlar, milletin tam istiklalini temin eden ve bunun için iktisadıyatında inkişafına mani olan bütün sebepleri bir daha avdet etmemek üzere ortadan kaldıran bir düsturdur. İkincisi olan, Anayasa ise, bu yeni devletin hayatında bila kayd ü şart hâkimiyetin milletin uhdesinde kalacağını ifade eden kanundur. O, tam bağımsızlık temeline dayalı olarak, “Millî egemenlik” ile “iktisadi egemenlik” arasında mutlak bir bağlantı kurmakta ve “Hâkimiyeti-i Milliye, Hâkimiyet-i iktisadiye ile taçlandırılmalıdır” demektedir. Bu düşüncelerle kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti, kurulduğu günden bugüne kadar, millî bağımsızlığından taviz vermeden, bulunduğu coğrafyada önemini her geçen gün daha çok artıran demokratik bir hukuk devleti olarak varlığını sürdürme mücadelesi vermektedir. Orta Doğu’nun istikrarsızlıkları ve bu bölgede kurulmuş olan devletlerin yaşadıkları siyasi ve ekonomik tecrübeler, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesinin başarısını açıkça göstermektedir. Türkler, devletin “ebed-müddet” yaşaması felsefesini, Türkiye Cumhuriyeti ile yaşatma azmindedirler. İşte biz Turkiye Cumhuriyetini bu ilkeler ve bu hedefler doğrultusunda kurduk. İçerde ve dışardan gelen bütün engellemelere rağmen aynı hedeflere doğru yürümeye kararlıyız.  

Cumhuriyetin 100. Yılında, Cumhuriyet Bayramınız kutlu olsun!

Daha nice yüzyıllara!

 

YOLUMUZA GURURLA DEVAM EDİYORUZ

Duayen: Ertuğrul Kumcuoğlu, Başkan: Akkan Suver

Yönetim Kurulu Üyeleri: Yüksel Çengel, Engin Köklüçınar, Cafer Okray, Sezgin Bilgiç, Lale Aytanç Nalbant, Turan Sarıgülle, Av. Serhat Tabanca, Ümran Köksüz

Akademik Konsey Başkanı: Prof. Dr. Uğur Özgöker 

AB ve İnsan Hakları Platformu Başkanı: Müjgan Suver

Üyeler: Av. Murad Keçeciler, Mahmut Saklı, Mustafa Ergin, Nimet Ulubay, Gülçin Güngören, Av. Belgin Tanrıverdi, Oğuzhan Ceylan, Bilal Bilici, Rahmi Dilek, Hasan Yediyıldız, Av. Murat Ali