TACİKİSTAN’IN BAĞIMSIZLIĞI’NIN 20. YILINI KUTLUYORUZ

             

Bir milletin millet, bir devletin ebedi, yönetenlerin de başarılı olmasında etken olan ana unsur “dil birliği”, “din birliği” ve ülkü birliği’dir.

2008 yılında Tacikistan’da tertip edilen Samanoğlu Devleti döneminin ünlü şairi, Fars şiirinin örnek alınan gerçek anlamda Farsça konuşan bütün ülkelerin “Melikü’ş – Şuara”sı milletlerarası “Rudeki Kongresi”ne davet edilmiştim.

Kongrenin açılışında konuşmasıyla karizmatik, ifadesiyle coşturucu, fiziğiyle emniyet telkin edici Sayın Cumhurbaşkanı İmamali Rahman ile ilk defa karşılaşmıştım. Sayın Cumhurbaşkanı ile akşam vermiş olduğu resepsiyonda kendisi ile on dakika kadar sohbet etmiştim. Bende bırakmış olduğu intiba sonucunda, her devlete böylesine karizmatik bir Cumhurbaşkanı gerekliliğini anladım ve kendisini riyasız taktir ettim. Bu duygularımı kendisine beyanda bulunduğumda çok mütehassis oldu. Ciddi görünümlü fakat yumuşak kalpli olduğunu gördüğüm Sayın Cumhurbaşkanı milleti için yaşadığını ve hatta milletin dertleri ile hemhal olduğunu da ülkenin en ücra köşelerine giderek ora halkının dertlerini dinleyip çareler arayarak icra safhasına koyduğunu hem duydum ve hem de gördüm.

Yukarıda açıkladığım gibi bir milletin millet olabilmesi için dil birliğini çok iyi anlayan Sayın Cumhurbaşkanı İmamli Rahman, Tacikçe’yi (Deri Farsçasını) ülkenin resmi dili yapmış; Samanoğlu devletinin devamı olarak da Tacikistanı ihya etmekle de ülke birliğini sağlamıştır.

2009 yılı sonbaharında tertip edilen ve şahsımı onurlandıran İmam-ı Azam Ebu Hanife ve Hanefi Mezhebi ile ilgili kongreye davet edilmem dolayısıyla bu toplantıya iştirak etmiştim.

Tarihin derinliklerinde Türklerle kucak kucağa yaşayan Samanoğlu Devletinin kuruluşu ile dil birliğini sağlayan, devlet olma özelliğini ve güzelliğini elde eden, ilerleyen tarihlerde çeşitli badirelerden geçen ve nihayet iç ve dış kargaşalardan sıyrılıp Tacikistan Devletinin kurulmasında can siperane mücadele veren Sayın Cumhurbaşkanı İmamli Rahman’ı burada bir defa daha tebrik etmeyi onurlu bir vezife telakki ederim.   

Tacikistan, Sayın Cumhurbaşkanı İmamli Rahman’ın büyük gayretleri ile Rudeki kongresinden sonraki İmam-ı Azam kongresinde iştirakim esnasında ülke içerisinde çok büyük gelişmenin varlığını gördüm.

1992’li yıllardan sonra birçok badirelere göğüs geren ve takip eden yıllarda  ülkenin imarı  ve iktisadi kalkınması ile ilgilenen Sayın Cumhurbaşkanı İmamali Rahman ömrü vefa ettikçe ve görevde kaldıkça bu ülkeye çok büyük hizmetler vereceğinden hiç şüphem yok.

Bunun yanında Sayın Cumhurbaşkanı İmamali Rahman kendi ülkesindeki sulh ve sükunu sağlamakla yetinmemiş Afganistan ve komşu ülkelerin de sulh ve sükunu için çok gayret göstermiştir. Bu girişimlerinde de çok büyük mesafe kat etmiştir.

Sayın Cumhurbaşkanı şunu çok iyi bilmektedir ki eğer komşusu huzurlu yaşarsa bu huzurlu yaşayışın kendi ülkesine de fayda sağlayacağından emin olacağı şüphesizdir.

Sayın Cumhurbaşkanı İmamli Rahman  iktisadi ve ictimai gelişmenin yanıda ilme  de çok önem vermekte olduğunu Duşanbe’de yapılmakta olan ve dünya standartlarında hedeflenen Milli Kütüphanenin inşasında tespit ettim.   

Tacikistan Cumhuriyetinin kuruluşunun 20. Yılında tertip edilecek olan Milletlerarası “Mirza Tursunzade” kongresine de büyük bir ihtimale göre davet edileceğim. Bu davetimde de Tacikistanın büyük ilerleme kaydettiğini gördüğümde düşüncelerimde yanılmadığımı göreceğimden hiç şüphem olmayacak.

Orta Asyadaki Tacikistan’ın durumu, küçükasyadaki Türkiye’nin durumuna çok benzemektedir. Nasıl ki Tacikistan’dan çıkan Seyhun ve Ceyhun (Sırderya ve Amuderya nehirleri hem Tacikistan’a ve hem Orta Asya’ya hayat veriyorsa, Türkiye’den çıkan Dicle ve Fırat nehirleri de ÖnAsya’ya yani Mezopotamya’ya hayat vermektedir.

Ben burada Tacikistan’ın siyasi, tarihi ve iktisadi durumu ile ilgili bir beyanda bulunmamın ötesinde okuduğum, duyduğum ve gördüklerimin küçük bir sentezini arzetmek istedim. Çünkü Tacikler tarihin derinliklerinde Türklerle iki ayrı bedende tek vücut gibi yaşamışlar ve hatta bugün dahi bu durmunun varlığını korumakta olduğunu görmekteyiz.

Gorganiyan devletinin kurucusu, Timuriler İmparatorluğunun banisi Timurlenk zamanında (Timuriler Devletinin Kurucusu) Osmanlı İmparatoru Yıldırım Beyazit ile Anadolu’da (Ankara yakınındaki Çubuk Ovasında) yaptığı savaşta yıldırım Beyazit’e galip geldiğinde Anadolu’dan toplanan hayvanları götürmek üzere Sivas yöresinden görevlendirilen bir takım insanların Tacikistan’ın başkenti Duşanbe civarında bugün  dahi sayıları 4000 belki çok daha fazla, sima fiziki görünüm ve şive (aksan) itibariyle benzerliği bulunan Anadolu Türklerinin varlığından bazı kaynaklarda söz edilmektedir.

Bunun yanında Osmanlı İmparatorluğu Sultanlarından II. Mahmut döneminde Ağustos 1836 yılında devlet idaresini yeniden düzenlediğinde Alaiye (Alanya) nahiyeleri arasında Döşenbe nahiyesi adına rastlamaktayız. Onaltıncı yüzyılda Karaman eyaletine bağlı Döşenbe “Maasenir” nahiyesini görmekteyiz. Oysaki yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde Alaiye (Alanya) Teke sancağına bağlı Döşenbe nahiyesini kayıtlarda açıkça görmekteyiz. O günkü şartlarda bu nahiyenin nufüsü asgari 2000 civarında olma ihtimali kuvvetlidir. Bir sonraki makalemizde alan araştırması yapacağımdan daha geniş kapsamlı bilgiler aktaracağım.   

Bugün dahi Antalya’nın Akseki kazasına bağlı Döşenbe adlı bir köyün varlığından sözedilmektedir[1].

Buradan şu sonuca varmamız çok önemlidir, Orta Asya’da Tacikler ve Türkler koyun koyuna nasıl yaşamışlarsa, Anadolu’da da koyun koyuna yaşamışlardır.

İstiklalinin yirminci yılında geleceği parlak Tacikistan Devlet ve Milletinin bu güzel gününü kutlar, Dirayetli Cumhurbaşkanı İmamli Rahman’a yaşamı boyunca yüce Allah’tan önce sağlık sonra huzur bilahere başarılar niyaz eder, tüm Tacik halkının Bağımsızlığının 20. yıldönümünü bütün kalbimle kutlarım.

Prof. Doktor Saadettin Kocatürk.

 Tahir Sözer; T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü; Yayın No:21, Osmanlı yer adları (Alfabetik Sırayla) Ankara, 2006.