DR. AKKAN SUVER'İN AĞZINDAN AVRASYA EKONOMİ ZİRVELERİ

Avrasya Ekonomi Zirveleri'nin barış, ve insanlığa hizmetiyle bölge ülkelerine sağladığı yüksek katkı Azerbaycan ve Moğolistan tarafından değerlendirilmiş ve Zirve'nin tertipleyicisi olarak Dr. Akkan Suver'e Azerbaycan'dan "Terakki Madalyası", Moğolistan'dan "Cengiz Han Madalyası" ile ödüllendirilmesini her iki devlet de ayrı ayrı uygun görmüşlerdir.
" 2007 yılında Avrasya Ekonomi Zirveleri’nin onuncusunu gerçekleştireceğiz.
Bir sivil toplum kuruluşu için on yıl aksatmadan, ara vermeden bir etkinliği gerçekleştirmek hiç de kolay bir olay değildi.
On yıl, akıp giden zaman içinde belki bir nokta yada, bir virgül kadar ölçüye sahipse de, geride bıraktığı dönem ve yaşandığı günler içinde hiç de basit bir takvim oluşturmamaktadır. 21 yıllık tarihi içinde, son on yılı da Marmara Vakfı’nın bir düşünceyi, bir hayali kabul görür, benimsenir, yaşanır hale getirmesi, sivil toplum idealinin başarısını da yansıtmaktadır.
Sivil toplum nedir?
Sivil toplum öncelikle sorumluluktur.
Sonra temsilden ibarettir.
Sorumluluk millete, devlete ve cumhuriyet değerlerine olduğu kadar insanımıza yöneliktir.
Temsil ise, kişiliğimizden kaynaklanmamakta, kararlı ve itinayla temsil ettiğimiz tarihimizden ve geleceğimizden güç almakta ve milletimize olan sorumluluğumuzla şekillenmektedir.
Marmara Vakfı; kriterleri ve evrensel değer ölçüleriyle sorumluluk ve temsil kurallarına sıkı sıkıya bağlı olarak hayatiyetini devam ettirmektedir.
Bu süreçte macera yoktur. Hıyanet yoktur. Kavga yoktur. İktidar–muhalefet yanlılığı yoktur.
Ülkenin çıkarı vardır. Devletin saygınlığı vardır. Bireyin yaşam standardının yükselmesi vardır. Demokrasinin üstünlüğünde insan hakları, ekonominin gelişmesi, toplumsal cinsiyet eşitliği ve insan hakları vardır.
Ulusal olduğu kadar, uluslararası arenada da düşünceleri, çalışmaları, eylemleri teşvik ve kabul gören bu benimsenme sonucunda Marmara Vakfı, Türkiye’nin çağdaş, aydınlık ve değişim arz eden düşünce yapısını yalnız Avrasya Ülkeleri’ne değil, Amerika ve Afrika ülkelerine kadar uzanan bir coğrafyaya taşıyacak düzeye ulaşmıştır. Bu ulaşımda Marmara Vakfı’nın Avrasya Ekonomi Zirveleriyle tarihe tanıklık ettiği bir önemli tespitte, Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı’dır.
Bu efsanenin hayata geçirildiği 13 Temmuz 2006 günü büyük bir kadirşinaslıkla belirtmek ve vurgulamak isterim ki; Merhum Haydar Aliyev’in “Asrın Mukavelesi” diye nitelendirdiği ve 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in özen tecrübe ve sabırla sürdürdüğü, dönemin Gürcistan Cumhurbaşkanı Edvart Schavardnatze’nin itina ile sahiplendiği ve gene dönemin ABD Başkanı Bill Clinton’un kararlığıyla gerçekleşen Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı, öncelikle bu dörtlü iradenin ortak eseridir. Bu ortak eserin hayata geçirilmesinde Marmara Vakfı’nın 9 yıldır gerçekleştirdiği Avrasya Ekonomi Zirvelerinin küçük de olsa bir payı ve hakkı olduğu yadsınamaz.
Bu eserin Türkiye ayağında dönemin cumhuriyet hükümetlerinin, genelkurmay başkanlarının ve de özellikle Enerji Bakanları Cumhur Ersümer, Zeki Çakan ve Dr. Hilmi Güler’in büyük emeği bulunmaktadır.
Avrasya Ekonomi Zirveleri’nde gerek Ersümer, gerek Çakan ve gerekse de Güler, bakan olarak bu konuyu dönemleri boyunca usanmadan devlet çapında gündeme getirirlerken, Azerbaycan’dan Valeh Aleskerov, Türkiye’den Osman Göksel de, ısrarlı isimsiz kahramanlar olarak çok önemli hizmetler de bulunmuşlardır.
Ve adı geçen bu kahramanlar, geride bıraktığımız Avrasya Ekonomi Zirveleri’nde bu konudan söz etmeyi, bu konuyu canlı tutmayı kendilerine rehber edinmişlerdi.
Zira Avrasya Ekonomi Zirveleri’nin var oluş felsefesi olarak nitelendirdiğim Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı Projesi’nde yukarıda belirttiğim gibi inanıyorum ki; Marmara Vakfı’nın küçük de olsa hissesi vardır. Ve yarınların yüksek değer ölçüleri içindeki hizmetleri arasında bu katkı, okyanusta bir damla ölçüsünde de olsa yer alacaktır.
Zira, 13 Temmuz 2006 günü Ceyhan’da duyduğum heyecan her türlü sevincin üzerindeydi.
On sene önce çoğu insana hayal gibi gelen bu büyük oluşum, bugün Ahmet Necdet Sezer, İlham Aliyev ve Miheil Saakashvili’nin elinde hayata geçerken, Yumurtalık’ta yaşanan coşkunun ifadesinin kelimelerle tarifi yoktur diyebilirim.
Bakü-Tiflis-Ceyhan’da “Asrın Mukavelesi” gerçekleşirken, Marmara Vakfı’nın Avrasya Ekonomi Zirveleri’nde oluşan yüksek itina, dikkat ve ısrarı da, bir hakkın teslimi olarak ortaya çıkıyordu.
Bu anlamda Marmara Vakfı ilkeli, tarafsız ve birleştirici tutumuyla gerçek bir sivil toplum örgütü olduğunu ispatlamıştır.
Geniş bir deyimle bu anlaşış, mensubiyet duyanlarının zamanlarını, bilgilerini becerilerini ve paralarını verebildikleri bir sivil yapılanmadır. Bir başka söylemle Marmara Vakfı milletvekillerinden bakanına, emekli generallerinden, işadamlarına, bürokratından, akademisyenine, çalışanından, emeklisine ve öğrencisine uzanan çizgide Türk insanını yan yana getirebilen gerçek bir sivil inisiyatiftir.
Bu sivil inisiyatif Türk milletiyle barışıktır.
Bu sivil inisiyatif batıyla barışıktır.
Bu sivil inisiyatif Türk milletini Birleşmiş Milletler’de, UNESCO’da, AGİT’te, Balkan Politika Kulübü’nde temsil edebilecek bir seviyeye erişebilmiş şahsiyetli insanlar topluluğudur.
Bu sivil inisiyatif ülkemizde olmazı olur kılmış ve geride bıraktığı zaman periyodunu, ilk’lere imza atarak yarınlara taşımıştır.
On yıl önce arkadaşlarımın ve benim kararlı ve itinalı amma o nispette inatçı ve ısrarcı düşüncemizle cami, kilise, havra üçgeni yan yana getirilmiş, dinler ve kültürlerarası barış ve sevgi birlikteliğinin önce Türkiye sonra dünya çapında temeli atılmıştır.
Gene on yıl önce Avrasya’da bir ilk’e imza atılmış, bir avuç inanmış arkadaşımla bu coğrafyada bir cazibe ve prestij merkezi oluşumu sağlanmıştır.
Bugün Avrasya kelimesi ülkemizde telaffuz ediliyorsa, bu telaffuz da Marmara Vakfı’nın emeğini inkâr etmek en azından bir eksik değerlendirme olur. Zira Marmara Vakfı dokuz yıldır aralıksız bir ısrar ve emek beraberliğiyle Avrasya Ekonomi Zirveleri’nin mimarlığını yapmaktadır. Bu mimarlık dokuz sene önce tez olarak ortaya atıldığında, zamanın yöneticileri tarafından “yapılamaz” diye değerlendirilmişti. Oysa bu mayanın tutacağına inanan bir avuç Marmara Vakfı idealisti, sivil toplum meşalesini yakarak yola çıkmıştı bile…
Marmara Vakfı’nın yaktığı bu meşale bugüne kadar Türk milletinin sivil toplum sorumluluğunu taşımaktadır.
Bu meşalede insan hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği vardır.
Bu meşalede demokrasi ve hukukun üstünlüğü vardır.
Bu meşalede serbest piyasa ekonomisi ve özel sektörün, girişimciliğinin desteklenmesine riayet vardır.
Bu meşalede AB’nin yanında Avrasya Birliği’ne “evet” şuuru vardır.
Bu meşalede cumhuriyet ilke ve değerlerine sadakat ve laikliğe saygı vardır.
Ve gene bu meşalede Büyük Atatürk vardır.
İşte bu değerler manzumesi içinde Marmara Vakfı, sivil ve bağımsız karakteriyle Türk insanının batı dünyasında hak ettiği gerçek yeri alabilmesi için, akademisyenleriyle, genciyle, emeklisiyle, kadınıyla, erkeğiyle Brüksel’den, Paris’e, Atina’dan, Varşova’ya, Barselona’dan, Viyana’ya, Berlin’den, Amsterdam’a Avrupa Birliği başkentlerinde sesini yükseltmiştir.
Dayanak ve gücünü milletimizden almanın şuuru ve sorumluluğuyla Marmara Vakfı, Sofya’da, Tiflis’te, Bakü’de, Tel Aviv’de, Şam’da, Belgrat’ta, New York’ta, Astana’da, Kiev’de, Minsk’te, Saray-Bosna’da, Roma’da, Vatikan’da, Lefkoşa’da, Midilli’de, Ulan Batur’da, Bled’de, de Türkiye’nin aydınlık yüzünü sunmuştur. Bu sunumlar tamamıyla sivil toplum kimliğiyle gerçekleşmiştir. Ve bu kimliğin yüksek bir ölçüsü olarak, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği proje bazında Marmara Vakfı’yla değer paylaşımına yönelmişlerdir. Bu yönelişlerde Marmara Vakfı sorumluluğun bütün vecibelerini en feragatli bir biçimde yerine getirmenin mutluluğu içindedir.
Marmara Vakfı bir anlayışı temsil etmektedir. Bu anlayış sivil inisiyatifin önemidir. Bu çerçevedeki Sivil inisiyatif, Türkiye’nin geleceği için proje üretmekte, barışın ve sevginin demokrasi erdemi içinde vatandaş şuuruyla eşit ve adil paylaşımı peşinde koşmaktadır.
Sivil inisiyatif olarak hedefimiz, milletiyle olduğu kadar devletiyle de barış içinde yarınları kucaklamaktadır.
Gene Marmara Vakfı’nın sivil inisiyatif anlayışı, ekonomik gelişmişliğin yanında sosyal adaletin sağlanmasına da büyük önem vermektedir.
Dolayısıyla her şeyin ötesinde sosyal sorumluluğumuzun üç önceliği vardır.
Marmara Vakfı’nın sosyal sorumluluğunun birinci önceliği kadınlarımız ve gençlerimizdir.
Bize göre öğrenimin her kademesi ücretsiz ve devlet himayesinde olmalıdır. Kadınlarımız toplumsal yaşamanın her alanında yer almalıdır.
Gencine sahip olamayan, gencini geliştiremeyen milletlerin, yarınları nasıl şekillenebilir?
Kadınını geliştiremeyen toplum demokratik ve ekonomik gelişimini nasıl tamamlayabilir?
Dolayısıyla Marmara Vakfı yarınların sahiplerinin eğitim ve öğrenimini kutsal bir görev saymakta ve geleceğin sorumluluğunu devletin sorumluluğu olarak kabul etmektedir.
Marmara Vakfı’nın sosyal önceliğinin ikincisini ise sağlık hizmetleri oluşturmaktadır.
Bizce insanımız kutsaldır. Hasta olan her insanımız korkmadan “Benim sağlığımdan bir şikâyetim olursa, devletim bana bakacaktır” diyebilmelidir. Bu da bizim sosyal sorumluluğumuzun ayrı bir önceliğidir.
Marmara Vakfı’nın son sorumluluk önceliği ise, emeklilerimizdir. Emekliliğe ulaşan insanımız ”Ben devletime şu kadar yıl hizmet ettim, şimdi devletim bana bakacaktır” diyebilmelidir.
Bu da bizim sorumluluğumuzun son önceliğidir.
Kısaca Marmara Vakfı, baraj yapımını, yol yapımını, telekomünikasyonu ve uygarlığın diğer bütün icaplarının yanında, kadınımızın gelişimine gencimizin okumasına, hastamızın bakımına ve emeklimizin insanca yaşatılmasına büyük önem vermektedir.
Bu önemi sivil toplum kimliğinin önemli bir gereği saymaktadır.
Bu düşüncelerden oluşan sorumluluğun doruk noktası Avrasya Ekonomi Zirveleridir.
Avrasya Ekonomi Zirvesi bitmez tükenmez bir sevda olmasaydı aralıksız onuncu şeref yılını idrak edebilir miydi?
Avrasya Ekonomi Zirveleri bir inanç birlikteliği yaşatmasaydı onuncu şeref yıldönümüne ulaşabilir miydi?
Avrasya Ekonomi Zirveleri yalnız bir alternatif düşünce tarzı değil, aynı zamanda coğrafya dışına taşan bir felsefeyi gerçekleştirmeseydi, varlığını sürdürebilir miydi?
Ve Avrasya Ekonomi Zirveleri onuncu şeref yaşında ulaştığı düşünce boyutuyla, yakaladığı ekonomik göstergesiyle, şuuruna vardığı doğal zenginlikleri ve eriştiği yüksek prestijiyle bugün artık bir felsefedir.
Bu felsefenin adı da Avrasya Sevdası’dır."