Haberler

21. Avrasya Ekonomi Zirvesi

31 Mayıs 2018 Perşembe - Okunma: 77
21. Avrasya Ekonomi Zirvesi

  21. Avrasya Ekonomi Zirvesi 41 ülkenin katılımıyla gerçekleşti

21. Avrasya Ekonomi Zirvesi 11 ve 12 Nisan 2018 günleri, 41 ülkenin katılımıyla gerçekleşti. Zirveye Türkiye’den Başbakanı Binali Yıldırım, Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi, önceki Başbakan Yardımcısı Milletvekili Tuğrul Türkeş, İstanbul Valisi Vasip Şahin ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mevlut Uysal katılırken, Cumhurbaşkanları seviyesinde de Türkiye önceki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Makedonya Cumhurbaşkanı Gjorge Ivanov, Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı Mladen İvanic, Bosna-Hersek Federasyon Cumhurbaşkanı  Marinko Cavara, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Moldova önceki Cumhurbaşkanı  Petru Lucinski, Letonya önceki Cumhurbaşkanı Valdis Zatlers, Hırvatistan önceki Cumhurbaşkanı  Ivo Josipovic, Hırvatistan önceki Cumhurbaşkanı  Stephan Mesic Romanya önceki Cumhurbaşkanı  Emil Constantinescu da iştirak ettiler. Ayrıca Romanya önceki Başkanı Victor Ponta, Moldova önceki Başbakanı Dumitru Braghıs ve Moğolistan önceki Başkanı Amarjargal Rinchinnyam da Zirvenin katılımcıları arasındaydı. 

Açılışta söz alan Marmara Grubu Vakfı Genel Başkanı Suver:- “Daha fazla hayal gücü, özgür düşünce ve esnek çalışma hayatı ile şeffaflığı esas olarak belirleyen sistemlerin ayakta kalacağı bir dünyaya doğru gidiyoruz. Bir başka deyişle, teknolojiyi ıskalayan her yapı tarihe karışacak" dedi.

Zirvenin açılışında konuşan Marmara Grubu Vakfı Genel Başkanı Suver, büyük bir dikkat ve özenle 21 yıldır sivil toplum kimlikleriyle aralıksız olarak gerçekleştirdikleri Avrasya Ekonomi Zirvelerinin bir yenisini açmanın engin mutluluğu içinde olduklarını ifade etti. Suver, Avrasya Ekonomi zirvelerinin bugün bir gelenek halinde dünden bugüne intikal eden mütevazi bir barış ve diyalog birlikteliği olduğunu belirterek, şunları söyledi:

“Geçen zirveden sonra Arnavutluk devleti büyük bir jest göstererek Cumhurbaşkanı Bujar Nishani eliyle Arnavutluk devletinin yüksek liyakat madalyasını verdi. Geçen ay da Romanya majesteleri Margareta tarafından tarafıma Romanya Kraliyet Madalyası sunuldu. Ben ve arkadaşlarım Balkanlar'da ortaya koyduğumuz mütevazi çalışmalarımızı taçlandıran Romanya Kraliyet ailesine ve Romen milletine minnettarız. Bunlar Marmara Grubu Vakfı'nda ve Avrasya Ekonomi Zirvelerinde ortaya koyduğumuz mütevazi çalışmalarımıza gösterilen büyük ilginin şerefli tezahürleri, karşılıklarıdır. RomanyaKraliyetMadalyası'nı Afrin'de şehit düşen kahraman askerlerimize armağan ettim. Bu gururu ve şerefi onlara adamanın huzuru içindeyim.”

Teknolojinin başını alıp gittiğini, siyasetin ise her geçen gün biraz daha aşağılara çekildiğini aktaran Suver, “Daha fazla hayal gücü, özgür düşünce ve esnek çalışma hayatı ile şeffaflığı esas olarak belirleyen sistemlerin ayakta kalacağı bir dünyaya doğru gidiyoruz. Bir başka deyişle, teknolojiyi ıskalayan her yapı tarihe karışacak. Nice meslek, nice iş sahası yok olacak. Teknoloji bu yok oluşun mimarı olarak geleceğin sahnesinde yerini almış bulunmaktadır.” diye konuştu.

Araştırmalara göre yapay zeka, robotik, nanoteknoloji ve diğer sosyoekonomik faktörlerin insan işçilerine olan ihtiyacın yerini alması nedeniyle 2 yıl içerisinde 5 milyon iş kaybının beklendiğini kaydeden Suver, sözlerine şöyle devam etti:

 “Buna karşılık aynı teknolojik gelişmelerin aynı zamanda 2,1 milyon yeni iş alanı yaratması beklenmektedir. Ne var ki işini kaybeden esnaf ve büro çalışanları, yeni yaratılan rollerle rekabet etmek için becerilere sahip olmayabilirler. Dolayısıyla yakında sadece sahip olduğumuz beceriler kadar iyi olabileceğiz. Bunun için de beceri eğitimi odaklı çalışmalara devam etmeliyiz. Öte yandan, dünyamız fiziksel bir topluluktan dijital bir topluluğa geçiş arifesindedir. Dijital bir toplum hızla ortaya çıkmakta ve fiziksel ve de sanal dünyaları harmanlamaktandır. Bu geçiş iş modellerini, çalıştığımız alanları yaşadığımız ve etkileşim kurduğumuz her şeyi beraberinde etkileyecektir. Dijital ve fiziksel dünyalarımız giderek birbirine yaklaşırken, teknoloji her geçen gün kimliğimizin bir parçası haline gelmektedir. Bu yıl tertipleyeceğimiz bu zirvede bu konuyu devlet adamları, akademisyenler, dini liderler ve gençlerle tartışmaya açacağız.”

Bu zirvede “Dijital Dönüşümün Toplumsal Eşitlik Kültürüne Etkileri” konulu bir paralel oturumun da gerçekleştirileceğine işaret eden Suver, yurt dışından ve yurt içinden katılacak olan "Ezber Bozan Kadınlar" oturumunda teknoloji, akademi, siyaset, moda, sanat, medya, sivil toplum dünyasından uzman ve liderlerin konuşmacı olarak yer alacağını bildirdi.

Suver, yıllar önce "Gelecek Avrasya'dır" dediğini anımsatarak, “Evet geleceğimiz Avrasya'dadır. Ancak bu gelecek Batı ile şekillenerek Batı değerleriyle birlikte o coğrafyaya intikal ettiğinde bunun bir kıymeti olacaktır. Avrasya'nın varlığı, 'Bir Yol, Bir Kuşak' projesiyle veyahut da tarihi ismiyle İpek Yolu Projesi’nin hayata geçirilmesiyle şekillendiğinde burada oluşacak sinerji AB'nin gücü ve potansiyeli çerçevesinde olacaktır. Ancak bu potansiyele ulaşılmasının ilk ve olmazsa olmaz şartı Batı değerleridir. Yani hukukun üstünlüğü, şeffaflık ve küreselleşmenin sınırsızlığıdır.” şeklinde konuştu.

Bugün burada oluşan yüksek topluluğun Türkiye’nin tanıtımı açısından önemli bir buluşma merkezi olduğunu vurgulayan Suver, şunları kaydetti:

“Zira başımızda bulunan terör belasıyla uğraşmamızı, yabancı ülkeler, ülkemize karşı haksız ve yersiz değerlendirmektedirler. Bunun doğru gerekçeleriyle yabancı konuklara anlatılması konusunun önemi üzerinde duruyorum. 21. Avrasya Ekonomi Zirvesi'ni bugünün şartları içinde bir fırsat olarak telakki ediyorum. Zira Türkiye'mizin teröre karşı ortaya koyduğu haklı mücadelesini, vizyonunu ve sahip bulunduğu yüksek değerleri anlatma açısından 21. Avrasya Ekonomi Zirvesi'ni uygun bir platform olarak görmekteyim. Tanıtımın önemine ve gerekliliğine inanan biri olarak belirtmek isterim ki meselenizi anlatmak, izah etmek en az haklı oluşunuz kadar önemlidir. Dolayısıyla bizim oluşturduğumuz etkinlikler gibi platformlar, bir fırsattır. Bu fırsatı, 21. Avrasya Ekonomi Zirvesi'nde değerlendirelim.”

Suver, zirveye katılacak cumhurbaşkanları, başbakanlar, bakanlar, milletvekilleri, akademisyenler, iş insanları, gençler ve dini önderlerin konuşmalar yapacağını aktardı.

Yabancı konuklar adına söz alan Bosna Hersek Cumhurbaşkanlığı Konseyi Üyesi Mladen Ivanic, "23 yıl önce çok zor bir savaş geçirdik. Bütün durumu tekrar istikrara kavuşturmak çok zordu. Savaş sırasında çöken ekonomimizi geliştirmek zorundaydık. Bosna Hersek'teki farklı gruplar arasında da dostluğu kurmak zorundaydık. Türkiye, bu yönde bize çok yardımcı oldu. Diğer pek çok ülke de vaatte bulundu, sözler verdi ama yapmadılar. Türkiye, büyük vaatlerde bulunmadı ama ne söylediyse arkasında durdu, yardımcı oldu." dedi.

 "Türk ekonomisinin son yıllardaki başarısını kutluyorum."

Ivanic, Marmara Grubu Vakfı tarafından düzenlenen "21. Avrasya Ekonomi Zirvesi"nin açılışındaki konuşmasında, Türk ekonomisinin son yıllardaki başarısını kutlayarak, Türkiye'nin Batı Balkanlar'daki ülkeler için önemli bir örnek olduğunu dile getirdi.

 "Bizden sonra gelecek kuşakların deneyimimizden yararlanmasını istiyoruz"

Daha sonra söz alan Makedonya Cumhurbaşkanı Gjorge Ivanov da zirvede dijital transformasyon, ekonomi, politika, enerji konularındaki gelişmelerin ele alınacağını dile getirerek, "Tüm bunlar, bizi özellikle beşeri sermayenin yeni biçimine götürecek. İnternet, yeni teknolojiler, büyük bir bilgi erişimi kazandırdı. Bunları tartışacağız ve her zaman yeşil olan, taze olan, özgürlük gibi konuları ele alacağız. Küreselleşen dünyada bütün bu konular önemli." diye konuştu.

Liderlerin kendi deneyimlerini ve bilgilerini paylaşmak istediğini ifade eden Ivanov, "Bizden sonra gelecek kuşakların bizim bilgimizden, deneyimimizden yararlanmasını istiyoruz. 21. yüzyılda doğan çocuklar 22. yüzyılda da hayatlarını süreceklerine göre onlara borçluyuz." dedi.

 "Emek piyasası değişecek ve beraberinde sosyal değişimi getirecek" dedi.

Son sözü alan Bosna Hersek Federasyonu Başkanı Marinko Cavara ise yapay zeka ve biyoteknoloji alanında şahit oldukları gelişmelerin kendilerini heyecanlandırdığını söyledi.

İnovasyonun 21. yüzyılda büyük bir hız kazandığına dikkati çeken Cavara, "Önemli olan insanların emeğini bu tür teknolojilerle desteklemek ve verimli kılmaktır. Sanayi devrimi yapay zeka ve biyoteknolojiyi içermektedir. Yeni teknolojiler temel olarak çalışma biçimimizi elbette değiştirmekte, aynı zamanda birden fazla şekilde bizi etkilemektedirler. Bazı işler yeryüzünden tamamen yok olmakta, bazıları da yeniden meydana çıkarmaktadır." değerlendirmesinde bulundu.

Teknolojinin temel sosyal değişikliklere yol açtığını belirten Cavara, bunların ekonomiyi ilgilendirdiğinin ve yeni meydan okumalar içerdiğinin altını çizdi.

Cavara, bunun bir geçiş dönemi olduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:

"Kapitalist tüketim toplumundan teknoloji toplumuna geçiliyor. Teknoloji toplumu bilgiye dayanacaktır. Değerler sistemi ve etik değerler değişecektir. Bununla beraber yeni küresel kavramları ve problemleri de algılamaktayız. Küresel karışıklıklar sermayenin eşitsiz dağılımına dayanmaktadır. Biz değişimin içinde yer alacağız. Bunun iş hayatından yönetime ve bireylere kadar herkesi ilgilendirdiğini görüyoruz. Bu tür topluluklar bunu kavrarsa başarılı olacaktır. Emek piyasasının gelecekte nasıl bir biçim alacağı, hangi işlerin öne plana çıkıp hangilerinin ortadan kalkacağı önem arz etmektedir. Bu yeni dönemde kritik eleştirel düşünce, yaratıcı insan kaynakları, hizmete yönelik hareket etme ve esneklik esas olacaktır. Bilgisayar mühendisliği, matematik yönetimi alanına ilişkin işler öne çıkacaktır. Sanat, dizayn, üretim alanlarına dikkat etmek gerekiyor. Transformasyonu, makineleri, yapay zekayı, biyoteknolojileri de hesaba katmak zorundayız. Bazı alanlarda gerileme olacağına dikkat etmek gerekiyor. Emek piyasası değişecek ve beraberinde sosyal değişimi getirecek."

"Zirveyi düzenleyen Marmara Grubu Vakfını tebrik ediyorum."

Başbakan YıldırımMarmara Grubu Vakfı tarafından düzenlenen "21. Avrasya Ekonomi Zirvesi"nde yaptığı konuşmada, enflasyonla mücadelenin büyük önem taşıdığını vurgulayarak, bu konuda hiçbir zaman rehavete kapılmadıklarını dile getirdi.

Enflasyonun yatırımcının kararını da vatandaşın ekonomisini de etkilediğini ifade eden Yıldırım, "Dikkatimiz üzerinde olacak. Enflasyonun yükselmemesi için alınması gereken anlık tedbirler, orta-uzun vadeli tedbirler alıyoruz, almaya devam edeceğiz." diye konuştu.

 Faiz ve kur konusuna da değinen Yıldırım, şöyle devam etti: "Bunların konjonktürel gelişmelerle ilgili olduğunu biliyoruz çünkü göstereler bu durumu doğrulamıyor, göstergelerimiz başka bir şey söylüyor. Bu ayrışma tamamen küresel şartlardan ve bölgemizdeki jeopolitik risklerin etkisiyle oluyor. Bir tedirginlik oluyor insanlarda, 'Savaş mı olacak, oldu mu, Amerika Rusya tehdit ediyor birbirlerini'... Bunların getirdiği geçici yaşanan dalgalanmalardır. Bunun etkileri de sınırlı olacaktır, hem geçici olacak hem de sınırlı olacak. Gereken tedbirler tabii ki alınacak.

 "Terör artık küresel bir baş belası oldu"

Turizmin Türkiye'de geliştiğine işaret eden Yıldırım, "Bu sene yüzde 50'nin üzerinde bir rezervasyon artışı var. Turist sayısının 38 milyon civarına gelmesi bekleniyor ve bu 2015 öncesinin seviyesi. Bir ara darbe girişiminde azaldı, düştü sonra tekrar toparladı. Bu da şunu gösteriyor, Türkiye'ye insanlar daha çok gelmek istiyorsa demek ki bir güvenlik problemi yok. Aslında güvenlik problemi olmayan ülke yok. İşi tersinden alırsak hiçbir ülke güvenli değil. Yani İstanbul ne kadar güvenliyse Londra da o kadar güvenli. Berlin ne kadar güvenliyse Ankara da o kadar güvenli. Çünkü terör artık küresel bir baş belası oldu. Onun için biz diyoruz çifte standardı bırakalım, terörle ama demeden fakat demeden topyekun savaşalım. O zaman bu işin üstesinden geliriz." Türkiye'nin 2023'e kadar yapacaklarını belirlediklerini, tüm bunları yaparken de cömertliği ihmal etmediklerini kaydeden Yıldırım, Türkiye'nin şu anda dış yardımlar bakımından dünyanın en cömert ülkesi olduğunu söyledi. Zirveyi düzenleyen Marmara Grubu Vakfı'nı tebrik eden Yıldırım, "Milletçe daha müreffeh, hem bölgemiz için çalışmaya devam edeceğiz. Bölgemizin huzuru istikrarı için gayret göstermeye devam edeceğiz. Türkiye'nin de içinde bulunduğu Avrasya bölgesi aslında insanlık tarihi kadar eskidir.

Aslında tarihiyle, kültürüyle dünyanın kalbidir. İnsanlık burada doğmuş, savaşlar burada olmuş, her şey burada. Burayı saymazsak dünya tarihinin geriye kalan bir şeyi yok. Dışarıdakilerin en fazla 200 yıllık bir geçmişi var. Dünyanın merkezi burası." diyerek sözlerini tamamladı.

Konuşmaların ardından MarmaraGrubuVakfı tarafından 10 yılını idrak eden üyelere onur madalyası verildi.

Onur madalyalarını alanlar:  Önceki Makedonya İstanbul Başkonsolosu Dr. Zerrin Abaz, Makedonya Cumhurbaşkanı Prof. Dr. Gjorge İvanov, Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları A.Ş. Genel Müdürü Prof. Dr. Ahmet Kırman, Karadağ Başbakan Yardımcısı (E), Karadağ Slovenya Büyükelçisi  Prof. Dr. Vujica Lazovic, Önceki İHKİB Başkanı Hikmet Tanrıverdi, Moğolistan - Büyükelçi (E).Dagva Tsakhilgaan           

Birinci gün ikinci oturumda İHKİB Başkanı Mustafa Gültepe, Büyükelçi, (KEİ) Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü Genel Sekreteri Michael B. Christides, Büyükelçi, Viyana Ekonomik Forumu Genel Sekreteri Dr. Elena Kirtcheva, Özbekistan Dış İşleri Bakanı ve ISRS Başkanı (Özbekistan Stratejik ve Bölgesel Araştırmalar Enstitüsü) Dr. Vladimir Norov söz aldılar.

Bilahare Marmara Grubu Vakfı ile Özbekistan ISRS-Stratejik ve Bölgesel Araştırmalar Enstitüsü arasında imza töreni Sivil Toplum İşbirliği Protokolü imzalandı.

“ÇAĞIMIZIN İKİLEMİ: TEKNOLOJİ / POLİTİKA –ENERJİ, EKONOMİ” ÇALIŞTAYI

Öğleden sonra ücünçü oturum ABD'den (E) Büyükelçi Victor Jackovich'in şeref konuğu olarak konuşmasıyla başladı. Sırasıyla Makedonya Dış Yatırımlardan Sorumlu Devlet Bakanı Prof. Dr. Adnan Kahil, Avusturya Savunma Bakanı Dr. Werner Fasslabend, Bosna-Hersek Temsilciler Meclisi Başkanı Šefik Dzaferovic, Rusya Federasyonu Başbakan Yardımcısı (1991-1992) Gennady Burbulis, Afganistan Ekonomi Bakanlığı Bakan Yardımcısı Mohammad Ismail Rahimi, SOCAR Türkiye İş Destek Başkanı Gülmirza Cavadov, Moğolistan Başbakanı (1999-2000) Amarjargal Rinchinnyam, Moldova Başbakanı (1999-2001) Dumitru Braghis, Avusturya, Viyana Ekonomik Forumu Başkanı Dr. Günther Rabensteiner, Avusturya Şansölyesi  (1991-1995) Dr.  Erhard Busek söz aldılar.  

Durmuş Celen, Hikmet Tanrıverdi, İstanbul Valisi Vasip Şahin, Arapgir Belediye Başkanı Haluk Cömertoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal, Kardemir Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Faruk Öz, TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi

 

"BELEDİYE BAŞKANLARI OTURUMU: “AKILLI ŞEHİRLER”

 

İkinci gün dörtüncü oturum; Kosova-Mamuşa Belediyesi Başkanı Abdulhadi Krasnic, Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu, Bulgaristan- Cebe Belediye Başkanı Bahri Ömer, Küçükkuyu Belediye Başkanı Cengiz Balkan, Beylikdüzü Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Brüksel Federal Milletvekili ve Saint-Josse Belediye Başkanı Emir Kır, Arapgir Belediye Başkanı Haluk Cömert, Bakırköy Belediye Başkan Yardımcısı İhsan Bahri Bellek, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Lefkoşa Belediye Başkanı Mehmet Harmancı, Makedonya- Struga Belediyesi Başkanı Ramiz Merko ve Bosna Hersek - Novi Travnik Belediye Başkanı Refik Lendo'nun konuşmalarıyla tamamlandı.

 

 

 

İNTERAKTİF OTURUM:  “AKADEMİSYENLER, SİYASETÇİLER VE DİNİ LİDERLER GENÇLERLE BERABER; GELECEK GELİYOR”

Dördüncü oturum ise, Prof. Dr. Ali Bardakoğlu'nun konuşmasıyla çalışmalarına başladı.

Bardakoğlu, Marmara Grubu Vakfı tarafından WOW Hotel Kongre Merkezi'nde düzenlenen 21. Avrasya Ekonomi Zirvesi kapsamında "Akademisyenler, siyasetçiler ve dini liderlerle beraber; gelecek geliyor" otumunda konuştu.Teknoloji-insan-politika ilişkileri, din-teknoloji ilişkisi ve gelecek tasavvuru üzerine bir sunum yapan Bardakoğlu, bütün semavi dinlerin metinlerinin iki ayrı düzlemde insana hitap ettiğini belirterek, "Bir, yüce yaratanın egemenliği, mutlak gücü, bütün varoluşu yarattığı metinlerdir. Bir de insanın, yüce yaratan ve insanlık ve tabiat karşısında görevlerini, sorumluluklarını hatırlatan metinlerdir. Yani biri, tanrının Allah’ın mutlak egemenliğini anlatan kısımlardır, ikincisi de bireyin sorumluluğunu, insanın önemini, bireyin dünyada inisiyatif kullanmasının ne kadar önemli olduğunu anlatan metinlerdir." ifadelerini kullandı.

Bardakoğlu, dini metinleri anlama konusunda bütün insanlığın ciddi yanlışlar yaptığını vurgulayarak, şöyle konuştu: "İki ciddi yanlış yaptık. Birincisi, yüce tanrının, yüce yaratanın mutlak egemenliğini, bütün varoluşa hükümranlığını vurgulayan metinleri adeta kendi dünyamıza çektik ve kendimiz yok ettik. Her şeyi ona havale ederek, her şeyi ondan bekleyerek birey sorumluluğunu ve birey inisiyatifini yok ettik. Adeta kör bir tevekkül, bireyi yok ederek, her şeyden onu sorumlu tutan, her olumsuzluğu ona yükleyen bir anlayış. Bugün Şark’ı (Orta Doğu) kapsayan anlayış budur. İkincisi de bireyin bencilliğini öne çıkararak, tanrıyla-yaratanla barışık olmayan bir dünya anlayışı. Bu iki ciddi yanlışı yaptık. Bu iki yanlıştan dönebildiğimiz oranında geleceğimizi inşa etme imkanı olur."Gelecek ile ilgili çok karamsar olmadığını anlatan Bardakoğlu, dünyanın iniş-çıkışlarla, olumlu-olumsuz durumlarla devam edeceğini söyledi. "Ne geçmiş çok iyiydi, ne de gelecek çok kötü olacaktır" diyen Ali Bardakoğlu, şunları kaydetti:"Her din, kültür geçmişi sadece ayıplayarak, kötülükleri unutarak ve iyilikleri öne çıkararak anlatmaya başlar. Bundan dolayı gençlerimizin zihninde çok olumlu ve pembe bir tarih yazılır. Halbuki geçmiş de çok pembe değildir, gelecek de çok kötü olmayacaktır. Bütün bunlar bizim elimizdedir. Yeter ki, yüce yaratanın egemenliği ile insanın sorumluluğu arasındaki dengeyi kurabilelim ve bireyi yok etmeyelim. Birey sorumluluğu, inisiyatifi son derece önemlidir. İrademizi, özgürlüğümüzü en iyi şekilde kullanmamız dinimizin de dinlerimizin de bize telkinidir. Hiçbir zaman bir dindar, bizzat yapması gereken bir işi tanrıya atfederek, ona yıkarak sorumluluktan kurtulamaz. Özellikle Şark’ın (Orta Doğu’nun) bu birey bilincine erişmesi ve birey sorumluluğunu yeniden inşa geleceğimiz açısından son derece önemlidir."Teknoloji ve mahremiyet konusuna da değinen Bardakoğlu, teknolojinin "insan aklının harika üretimi" olduğunu belirterek, "Teknoloji, özellikle sosyal medya gerçekten şikayet etmemiz gereken bir mecra mıdır? Yoksa biz kendimizden mi şikayet ediyoruz? Gerçekten de teknoloji ve sosyal medya evlerimizin duvarındaki sınırları kaldırdı bütün hayatımızı, zihin dünyamızı, duygularımızı, öfkemizi, nefretimizi dışa vurmaya başladık." diye konuştu.

Prof. Dr. Ali Bardakoğlu'ndan sonra, Ekümenik Patrik Bartholomeos, Bosna Hersek Dış Ticaret ve Ekonomik İlişkiler Bakanı Mirko Sarovic, Türk Süryani Kadim Cemaati Ruhani Reisi Yusuf Çetin, Türkiye Hahambaşısı İsak Haleva, Türkiye Süryanileri Katolik Patrik Vekili Orhan Çanlı, Türkmenistan Maliye ve Ekonomi Bakan Yardımcısı Merdan Bayramdurdiyev, Türkiye Şişecam Topluluğu Araştırma ve Teknolojik Geliştirme Başkanı Prof. Dr. Şener Oktik, Büyükelçi- Romanya Yeni Strateji Merkezi Onursal Başkanı Sergiu Celac, Romanya Prensi Radu konuştular.

 DİJİTAL DÖNÜŞÜMÜN EŞİTLİK KÜLTÜRÜNE ETKİLERİ

"EZBER BOZAN KADINLAR" Oturumu yapıldı

21. Avrasya Ekonomi Zirvesi çalışmaları çercevesinde düzenlenen 5. Oturumda; Dijital Dönüşümün Eşitlik Kültürüne etkileri “Ezber Bozan Kadınlar” çalıştayı Müjgan Suver’in konuşmasıyla çalışmalarına başladı.

Gazeteci Gurbet Kalay Zorba, Gazeteci Nur Batur ve Gazeteci Zeynep Oral’ın moderatörlüğünde yapılan toplantı KKTC Cumhurbaşkanı’nın eşi Meral Akıncı’yla Zeynep Oral’ın söyleşisiyle çalışmalarına başladı. Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın eşi Meral Akıncı, dijital teknolojinin gelişmesinden kadınların yeterince faydalanamadığını dile getirerek, kadınların talepkar olması gerektiğini söyledi.

Meral Akıncı,“Kadınlar bilgi ve iletişim teknolojisinden yararlanma, bizzat kendileri de yenilikler ve çözümler yaratma hakkına sahiptir. Her alanda engelleri ortadan kaldırdıkça, kadınlar da öğrenme, öğretme, katılım, paylaşım, liderlik ve öncülük yapabileceklerdir. Bu bağlamda engelleri ortadan kaldırmak için harekete geçmeliyiz” dedi.

Oturumu, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile Turizm ve Çevre Bakanı Fikri Ataoğlu da izledi.

Meral Akıncı, yarım yüzyıla yakın bir zamandır sürdürdüğü çalışma ve uğraşlarında, bir yandan kadının toplumdaki rolünün gelişip güçlendiğini gözlemlerken, diğer yandan mesafelerin kısaldığına ve teknolojinin hızla geliştiğine tanık olduğunu kaydetti.

Teknolojinin, kadınların tüm toplumsal sektörlere katılımı noktasında büyük önem taşıdığını vurgulayan Meral Akıncı, toplumsal cinsiyet, bilgi ve iletişim teknolojilerine erişebilme ve bu teknolojileri nitelikli olarak kullanabilme açısından önemli bir değişken olarak görüldüğünü söyledi.

Araştırmalar, özellikle gelişmekte olan ülkelerde erkeklerin internet ulaşım ve kullanımında kadınlardan daha avantajlı durumda olduklarını gösterdiğini de kaydeden Akıncı, bu durumun kadını hem erkeklere hem de gelişmiş ülkelerdeki hemcinslerine nazaran dezavantajlı duruma düşürdüğünü belirtti.

TEKNOLOJİNİN OLUMSUZ KULLANILMASI

Kadına yönelik şiddetin boyutuna teknolojinin nasıl etki ettiğini de gözden kaçırmamak gerektiğini kaydeden Meral Akıncı, teknolojinin olumsuz kullanılmasına da değindi.

Akıncı, “Kadınların rızaları dışında çekilen görüntüleri, bunların paylaşımı, tehdit ve cebir olarak kullanılmaları, sosyal medya araçlarından yapılan sözel şiddet ve aşağılamalar, teknolojik araçlarla kadınların ısrarlı takip edilmesi ve benzeri teknolojiye dayalı şiddet türlerini sayabiliriz. Bu bağlamda, eğer teknoloji bir istismar ve şiddet aracı olarak kullanılıyorsa, teknolojinin şiddete karşı verilen mücadelede üstlenmesi gereken rol ve sorumluluk da o oranda güçlü olmalıdır. Biz de bu yöndeki taleplerimizi her daim yüksek tutmalıyız. Gerek sivil toplumda, gerekse parçası olduğumuz özel veya kamu kuruluşlarında işbirliği yaptığımız, hizmet aldığımız teknolojik kurumlardan bu bağlamdaki sorumluluklarını yerine getirmelerini talep etmeliyiz” diye konuştu.

“ENGELLERİ ORTADAN KALDIRMAK İÇİN HAREKETE GEÇMELİYİZ”

Genelde erkeklerin domine ettiği teknoloji dünyasında, cam tavanlarını kırıp önemli görevlere gelebilmiş kadınlara büyük rol düştüğünü ifade eden Meral Akıncı, “Kadınlar, birbirimizle bu bağları kurdukça ve bu bağlar güçlendikçe, ortak gücümüz, toplumsal dönüşüme yol açacaktır” dedi.

Meral Akıncı, “Kadınlar bilgi ve iletişim teknolojisinden yararlanma, bizzat kendileri de yenilikler ve çözümler yaratma hakkına sahiptir. Her alanda engelleri ortadan kaldırdıkça, kadınlar da öğrenme, öğretme, katılım, paylaşım, liderlik ve öncülük yapabileceklerdir. Bu bağlamda engelleri ortadan kaldırmak için harekete geçmeliyiz. Zamanı şimdidir” şeklinde konuştu.

Teknolojiyi de yakından takip ettiğini kaydeden Akıncı, dijital değişimin ve teknik donanımın, kadın yaşamını olumlu etkileyeceğini kaydetti. Dünyada ailelerin genellikle ataerkil bir yapıya sahip olduğunu belirten Akıncı, kadınların dijital tekniğe ulaşamamasının da eşitsizliğe neden olduğunu dile getirdi.

Uzaydan dahi sesli-görüntülü konuşmanın yapıldığı günümüzde, şiddet gören kadınların gerekli yerlere telefonla dahi ulaşamamasının sorgulanması gerektiğini de kaydeden Akıncı, kadınların dijital teknolojinin getirdiği fırsatlardan faydalanması gerektiğini söyledi.

“Cinsiyet eşitliğini talep etmek zorundayız” diyen Akıncı, modern hayatın, kültür, demokrasi ve teknoloji olarak üçayağı olduğunu, teknolojinin büyük talep eşliğinde bugüne geldiğini ifade etti.

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı da, söyleşinin ardından, toplantılarının verimli geçmesini temenni ederek, tüm katılımcılara teşekkür etti.

Daha sonra Element Strateji ve Yönetim Danışmanlık Ortağı Dr. Gülfem saydan Sanver, Ressam Su Yücel, Hürriyet Gazetesi Yazarı Ayçe Bükülmeyen, CHP Ankara Milletvekili - Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Türk Grubu Üyesi Gülsün Bilgehan, Unilever IT Departman Sorumlusu Şebnem Gürler-Oakman, Gazeteci - Yazar - İyi Parti GİK Üyesi ve Genel Başkan Danışmanı Ayşe Sucu, Arya Women Investment Platformu Genel Sekreteri Deniz Duygu, Turkishwin Direktörü Mine Yücesoy, Sustineo Kurucu Ortağı Gülin Yücel, Belçika Parlamentosu Üyesi Özlem Özen, Hukukçu Ece Güner Toprak ayrı ayrı söz aldılar.

CUMHURBAŞKANLARI OTURUMU

“ÇAĞIMIZIN İKİLEMİ –TEKNOLOJİ / POLİTİKA”

Marmara Grubu Vakfının düzenlediği 21. Avrasya Ekonomi Zirvesi 7. oturumu, Marmara Grubu Vakfı Genel Başkanı Dr. AkkanSuver'in moderatörlüğünde yapıldı.

Bosna Hersek Cumhurbaşkanı Mladen İvanic'in konuşmasıyla çalışmalarında başlayan Cumhurbaşkanları oturumunda sırasıyla; Bosna Hersek Federasyonu Başkanı Marinko Cavara, Hırvatistan Cumhurbaşkanı İvo Josipovic (2010-2015), Hırvatistan Cumhurbaşkanı (2000-2010) Stjepan Mesic, Letonya Cumhurbaşkanı (2007-2011) Valdis Zatlers, Makedonya Cumhurbaşkanı Gjorge İvanov, Moldova Cumhurbaşkanı (1997-2001) Petru Lucinschi ve Romanya Cumhurbaşkanı (1996-2000) Emil Constantinescu söz aldılar.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ise, şunları söyledi: “Bağnaz ezberlerin kuşatması yarılmadan yeni bir dönem başlatılamaz” diyen Akıncı, içinde bulunulan çağın, yeni paradigmalara ve arayışlara açık olmayı gerektirdiğini ifade etti.

Akıncı, “Politik vizyonlarımızı sürekli gözden geçirmeye, geçmişe takılıp kalmadan hep ileriye bakmaya mecburuz” dedi.

Teknolojide kat edilen gelişmelerin, Kıbrıs’ta daha pek çok alanda işbirliğini mümkün hale getirdiğini hatta dayattığını ancak dar görüşlülüğün hâlâ teknolojiye karşı direnişini sürdürdüğüne işaret eden Akıncı, bu çağda adanın bir yarısı ile diğer yarısı arasında cep telefonlarıyla konuşmanın halen mümkün olmadığına vurgu yaptı.

Akıncı konuşmasında, eskinin geleneksel ve durağan yaşayışı, teknolojinin merkezi bir konum edindiği andan itibaren yerini değişim odaklı dinamik bir döneme bıraktığını belirtti. Akıncı, “Dünyamız Rönesans birikiminin bilimsel devrime yol açmasından beri büyük bir hızla dönüyor. Bundan birkaç yüzyıl önce ‘icatlar çağı’nın kapısı aralandı ve bu kapıdan önce EndüstriDevrimi, arkasından EnformasyonDevrimi girdi” dedi.

Cumhurbaşkanı Akıncı, “İcatlar yüzyılı” olarak bilinen 19’uncu yüzyılda peş peşe ortaya çıkan teknolojik yeniliklerin, o dönemde yaşayanlar için etkileyici olduğu kadar anlaşılması güç ve sarsıcı olduğunu söyledi.

“Oysa bugün bizler değişimi ve yeniliği hayat biçimi olarak içselleştirmiş bir çağın insanlarıyız” diyen Akıncı, sanayi sonrası toplumların, “imkânsız” sözcüğünü neredeyse sözlüklerinden çıkaracak hale geldiğini kaydetti.

Akıncı, “İnsan kopyalamanın, yapay zekanın, yarı biyolojik robotun bile uçuk birer bilim kurgu fantazyası olmaktan çıktığı bir çağdan söz ediyoruz. Kömür, demir, çelik, elektrik ve buhar makinesiyle açılan çığır, bugün bilgisayarlar, uydular ve entegre devrelerle yepyeni bir boyut kazanmış durumdadır” dedi.

Konuşmasında bilimciler fütürist AlvinToffler ve “Bilgi toplumu” tanımlamasının öncü isimlerinden YonejiMasuda’dan alıntı yapan Akıncı, Msauda’nın yeni çağın sadece sanayi toplumlarının değil, tüm insanlığın yeni bir forma bürünmesine yol açacağı öngörüsünde bulunduğunu anımsattı.

Akıncı, “Gerçekten de bilgi çağı, eşit biçimlerde olmasa da tüm insanlığı dönüştürüyor. Düşünme şeklimiz, iş yapma biçimimiz, sosyal bağlarımız ve zamanla ilişki kurma tarzımız süratle değişime uğruyor. Teknolojik devrim, bütün sosyoekonomik ağların kesişme alanları arasında yer alan politikaya da yeni ufuklar kazandırıyor” dedi.

Cumhurbaşkanı Akıncı, “Biz daha ‘parlamenter demokrasiyi’ methederken, Masuda’nın deyişiyle ‘katılımcı demokrasi’, Toffler’in deyişiyle ‘mozaik demokrasisi’ çıkageliyor” şeklinde devam etti.

Cumhurbaşkanı Akıncı, bilginin hayatı kolaylaştırıcı yönü, her düzeydeki yöneticilere daha kaliteli hizmet sunma şansını bahşettiği söyledi. Bilimsel ve teknolojik olanaklardan yararlanmanın, bu dönemde hiçbir yöneticinin kayıtsız kalamayacağı bir zorunluluk halini aldığını kaydeden Akıncı, politikanın teknolojiyle etkileşiminden, olanaklar kadar sorular ve sorunlar da doğduğunu belirtti.

Toffler’den “Toplum sadece bilişsel değil, duygusal becerilere de ihtiyaç duyar. Toplumu sadece veriler ve bilgisayarlarla yönetemezsiniz” alıntısını yapan Akıncı, “Yurttaşların siyasal tercihlerini tümden dışlayan, sosyal devlet uygulamalarını ‘yük’ sayan ve toplumu rakamlar ve grafikler üzerinden okumakla yetinen katı teknokrasi anlayışı, dehşetengiz bir demokrasi sorununa dönüşecektir” dedi.

Akıncı, “Teknolojiyi; tıbbi gelişmenin, refah arayışının ve doğanın hizmetine sunmak yerine yıkıcı ve insanlıkla bağdaşmayan uygulamaların silahına dönüştürmek de bu çağın, üzerinde en çok durulması gereken sorunları arasında yer almaktadır” şeklinde devam etti.

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, çağlar boyunca coğrafi konumundan kaynaklanan çalkantılar ve sancılar yaşayan, tarihi, kanlı savaşlarla yüklü olan Kıbrıs’ın medeniyetlerin kesişme ve uğrak yeri olarak aynı zamanda kültürlerin kaynaştığı, yeniliklere açık bir yer olduğunu söyledi.

Politik yaşamı boyunca gerek yerel, gerekse küresel ölçekte mümkün olan en geniş işbirliklerinin önemini anlatmaya çalıştığını ve bu  işbirliklerinin sağlanması için çaba harcadığını kaydeden Akıncı, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olduktan sonra da hep Kıbrıs adasının akılcı bir işbirliği sayesinde bölgesinde yapıcı rol üstlenip, müstesna bir konum edinebileceğini anlattım” dedi.

Akıncı, şöyle devam etti: “Kıbrıs, çağlar boyunca coğrafi konumundan kaynaklanan çalkantılar ve sancılar yaşamıştır. Ada tarihi, kanlı savaşlarla yüklüdür. Fakat medeniyetlerin kesişme ve uğrak yeri olarak Kıbrıs aynı zamanda kültürlerin kaynaştığı, yeniliklere açık bir yer olagelmiştir. Bugünün dünyasında ulaşılan bilgi düzeyi ve teknolojik kapasite, hem Kıbrıs adasına hem de yakın coğrafyasına, akılcı değerlendirilmesi halinde büyük imkânlar vaat etmektedir.”

Cumhurbaşkanı MustafaAkıncı, ada çevresinde bulunan doğal gaz ve petrol rezervlerinin, bölgedeki diğer ülkeleri de kapsayacak bir işbirliği ve yakınlaşma vizyonuyla değerlendirilmesinin mümkün olduğunu belirtti.

Akıncı, “Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumların ortak zenginliği olan bu kaynakların, ekonomik akla uygun olarak döşenecek ve Türkiye üzerinden geçerek, Ortadoğu ile Avrupa’yı birbirine bağlayacak bir enerji hattıyla nakli sağlanabilir” dedi.

Cumhurbaşkanı Akıncı, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin, aynı anda çok sayıda ülkeyi stratejik ortak yapabilecek böylesine akılcı bir yaklaşımı benimsemek yerine, doğal zenginlikler sadece kendilerine aitmiş gibi bölgede tek yanlı faaliyet yürütme inadının tarihi bir hata olduğunu söyledi.

Teknolojide kat edilen gelişmelerin, Kıbrıs’ta daha pek çok alanda işbirliğini mümkün hale getirdiğini, dayattığını ancak dar görüşlülüğün hâlâ teknolojiye karşı direnişini sürdürdüğünü kaydeden Akıncı, “Bu çağda adanın bir yarısı ile diğer yarısı arasında cep telefonları ile konuşmak halen mümkün değildir” dedi.

Siyasi kararın alındığını, üstelik bütün teknik koşulların sağlandığını ancak Türk operatörlerle işbirliğini sorun sayan Rum tarafındaki zihniyet yüzünden bu bağlantının sağlanamadığını kaydeden Akıncı, aynı şekilde elektrik alışverişine imkân sağlayan bağlantılar kurulduğu halde, bunun kalıcı hale getirilmesine yönelik son adımın yine Rum yönetiminin isteksizliği yüzünden atılamadığını belirtti.

Akıncı, “Telefon ve elektrik gibi insan hayatını kolaylaştıracak alanlarda, ekonomik akla uygun işbirliklerinden bile uzak durulması, diğer alanlardaki potansiyelin harekete geçirilmesini de imkânsız hale getirmektedir” dedi.

Cumhurbaşkanı Akıncı, şöyle devam etti: “Örneğin yaratıcı bir teknolojiyle Türkiye’den KKTC’ye su taşınmaktadır. Bizler en başından beri, bu suyun ‘barış suyu’ olarak adanın bütününe hizmet edebileceğini söylüyoruz. Öte yandan üniversitelerimizin eğitim verme sınırlılığını aşarak bilim ve teknoloji üretmeye yöneldiklerini gözlemliyoruz. Şu anda KKTC Cumhuriyet Meclisi’nde bir Teknopark Yasası üzerinde çalışılmaktadır. Ne hazindir ki bizler üniversiteler arasında bilgi ve teknoloji alışverişi öngörürken Güney Kıbrıs’ta hâlâ üniversitelerimizle basit düzeyde iletişim kurmayı dahi statü sorunu gören bir zihniyet hakimdir.”

Akıncı, Türk ve Rum lise öğrencilerinin birbirlerini tanımasını amaçlayan ve okullar arasında karşılıklı ziyaretler öngören güven artırmaya yönelik proje girişiminin dahi bu zihniyet yüzünden hayata geçirilemediğini kaydetti.

Cumhurbaşkanı Akıncı, “Yeni çağın değerlerini daha iyi kavrayabilecek genç kuşakların diyaloğunu köhnemiş yaklaşımlarla önlemenin ya da inovasyon alanındaki birikimleri iki toplumun ortak yararı için seferber etmekten kaçınmanın bu çağın değerleriyle bağdaşan bir yanı yoktur. Unutulmamalıdır ki gelecek kuşaklara olan sorumluluğumuz, vicdanımıza, aklın ve bilimin rehberliğinde işbirliğini emrediyor” dedi.

Cumhurbaşkanı MustafaAkıncı, konuşmasında Kıbrıs’ta Rum Yönetimi Lideri Nikos Anastasiades’le 16 Nisan’da sosyal ortamda gerçekleştireceği buluşmaya da değinerek, “Kendisine bir kez daha vizyonumu anlatacak ve Kıbrıs adasının gerilime ve itiş kakışa değil; işbirliği ve uzlaşı kültürüne duyduğu ihtiyacı hatırlatacağım” ifadesini kullandı.

Müzakere nitelikli bir buluşma olmayacağını yineleyen Akıncı, “Sorunun çözümü için eşitlikçi bir vizyon ortaklığına, çağın dayattığı işbirliği ruhuna ve açık görüşlü bir zihniyete ihtiyacımız vardır. Bağnaz ezberlerin kuşatması yarılmadan yeni bir dönem başlatılamaz” dedi.

İçinde bulunulan çağın, yeni paradigmalara ve arayışlara açık olmayı gerektirdiğini ve politik vizyonlarını sürekli gözden geçirmeye, geçmişe takılıp kalmadan hep ileriye bakmaya mecbur olduklarını kaydeden Akıncı, konuşmasını Toffler’in “21’inci yüzyılın cahili, okuyup yazamayanlar değil; öğrenemeyen, unutamayan ve yeniden öğrenemeyenler olacaktır” alıntısıyla bitirdi.

Son sözü vermeden önce, Dr. Akkan Suver Türkiye'nin Nobel Ödüllü Profesörü Aziz Sancar'ın Marmara Grubu Vakfı Avrasya Ekonomi Zirvesi katılımcılarına gönderdiği mesajı okudu.

Prof. Dr. Aziz Sancar, 21. Avrasya Ekonomi Zirvesine mesaj yolladı

"Yeter ki barış olsun. Nobel Ödülümü iade etmeye hazırım."

Mensubiyetimden gurur duyduğum Anavatanım Türkiye'ye hoş geldiniz.

Bütün isteğime rağmen, bilimsel çalışmalarımı ve kısa süreliğine de olsa üniversitemi bırakamadım ve 21. Avrasya Ekonomi Zirvesi'ne katılma fırsatını bulamamanın üzüntüsüyle sizleri selamlıyorum.

Marmara Grubu Vakfı tarafından düzenlenen bu büyük buluşmanın katılımcıları arasında olamayacağımdan çok üzgünüm.

Avrasya Ekonomi Zirvesi'nin katılımcıları,

Marmara Grubu Vakfı tarafından 21 yıldır sivil toplum kimliği ile düzenlenen bu birliktelik, bir sivil toplum örgütü için büyük bir başarı öyküsüdür.

Ekselansları Cumhurbaşkanları, Başbakanlar, Bakanlar, Milletvekilleri, Akademisyenler, Dini Temsilciler, İş Dünyası Temsilcileri, Bayanlar ve Baylar ...

Hepinizi bir Türk bilim adamı olarak saygıyla selamlıyorum.

21 yıldır her sene Avrasya Ekonomi Zirvesi'ni düzenleyen Marmara Grubu Vakfı, sadece Avrasya'da değil, bütün dünyada ekonomi, barış ve eşitliğe hizmet eden uluslararası bir sivil toplum kuruluşu olarak tanınmakta ve kabul görmektedir.    

Dünyada, insanlığa yararlı olacak önemli bilimsel ve teknolojik gelişmeler yaşıyoruz. Fakat gene dünyamızda ekonomik ve sosyal anlaşmazlıklar ve terör inanılmaz bir boyutta yükseliyor, tüm dünyada ve her şekilde devam ediyor.

Bir bilim adamı olarak, bu yükselişin çözümünü yeni nesillere bilimsel düşünceyi ve hoşgörüyü öğretmede görüyorum.

Saygıdeğer katılımcılar,

Zekaya değil, özgüvene inanıyorum.

Büyük Atatürk tarafından kurulan ülkem Türkiye Cumhuriyeti, benim neslime çok çalışmanın ve özgüvenin önemini öğretti. Çok idealist öğretmenlerim vardı. Biz Türklerin, çalışkanlık ve özveri ile her şeyi yapabileceğini, her hedefe ulaşabileceğini öğrettiler. Onlar Batı'ya karşı savaşarak Kurtuluş Savaşı'nı kazanmışlar ve Türkiye Cumhuriyeti'ni kurmuşlardı.

Yeni bir ulus kurmak büyük bir başarıdır, ancak bir ülkenin dünyadaki önde gelen ülkelere eşit tutulması için bilimsel eğitim ve teknoloji gereklidir. Türkiye Cumhuriyetinin kurucuları tam olarak bunu yaptılar.

Belirlediğim her hedefe ulaşabileceğim düşüncesiyle büyüdüm ve öğretmenlerimin bana verdikleri özgüven ile Amerika'ya gittim, "Biz Türkler istediğimiz her şeyi yapabiliriz" düşüncesine inandım ve bunun doğruluğunu ispata çalışıyorum.

Çalışmaya ve üretmeye devam ettiğimiz sürece, üstün olacağız. Zira üstünlük genetik değildir ve tüm insanlar eşittir.

Çoğu insan zekaya inanıyor, ben inanmıyorum. Bizi birbirimizden farklı kılan şey çok çalışmak, çok çalışmaya inanıyorum.

Eğer vatan ve insanlık sevgim olmasaydı, bugün olduğum yere gelmezdim. Çok çalışın, çocuklarınıza çalışmayı, vatan ve insanlık sevgisini öğretin. Çocuklar bunları öğrenmeli. Ülkelerine faydalı olanlar bütün dünya için faydalı olacaklardır.

21. Avrasya Ekonomi Zirvesi'nde belirtmek isterim ki, vatanımdaki ve dünyadaki silahlı çatışma ve terörizm benim için hayatım boyunca büyük bir acı ve üzüntü kaynağı oldu.

Ülkemdeki barış için kazandığım tüm ödüllerimi, Nobel Ödülünü bile vermeye hazırım, yeter ki barış gelsin.

" Yurtta Barış, Cihanda Barış" düşüncesiyle, benim için daima bir idol olan Büyük Atatürk'ün bir sözü ile, 21. Avrasya Ekonomi Zirvesi katılımcılarına seslenmek istiyorum. Gelin, Barış ve birlikte yaşamanın yollarını birlikte arayalım.

Sayın Marmara Grubu Vakfı ve değerli katılımcılar, mesleğinizin zirvesinde olan her biriniz, 21. Avrasya Ekonomi Zirvesi'ni gerçekleştirerek, sadece kendi ülkenizde değil, ama aynı zamanda vatanım Türkiye'de de barışa, istikrara hizmet ediyorsunuz.

Yüklendiğiniz bu asil görevinizde sizlere başarılar diliyorum ve Büyük Atatürk'ün yaklaşık bir asır önce söylediği sözlerle yüksek heyetinize veda ediyorum: "Yurtta Barış, Cihanda Barış!"

KAPANIŞ KONUŞMASINI ABDULLAH GÜL YAPTI 

Son konuşmayı yapan Türkiye Cumhuriyeti önceki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, şunları söyledi: “21. Avrasya Ekonomi Zirve vesilesiyle İstanbul’da olan değerli Cumhurbaşkanı dostlarım arkadaşlarıma hoşgeldiniz diyerek başlamak istiyorum. Bazılarınızla birlikte de çalıştık. Gerek ülkelerimiz arasında ikili olarak gerekse de birçok toplantılarda karşılıklı dayanışmalar gösterdik. Ayrıca Marmara Vakfını da tebrik ediyorum 21. kez bu oturumları tertip etmeniz gerçekten büyük başarı. Tebriklerimi sunuyorum.

Bütün değerli cumhurbaşkanlar çok güzel söylediler, mevzuda bugünlerde çok konuşulan bir mevzu. Buna tabi uzmanlar çok ayrı boyutlardan bakacaktır ama biz devlet siyaset adamlarının bakışı şüphesiz ki daha genel olacaktır. Ben de daha öz bir şekilde konuşmak istiyorum. Herşeyin çok hızlı geliştiği bir çağda yaşıyoruz. O kadar süratli ki bu kadar sürat içerisinde çelişki yaşamak, tezatları yaşamak, şokları yaşamak kaçınılmaz. Hayallerimiz rüyalar birden bire gerçekleşiyor. Belkide bugün hiç düşünemediğimiz şeylerde bugün gerçekleşecek. Bütün bunlar kısa b,r süre içerisinde olunca tabi artılarıyla birlikte bir sürü negatifleri de ortaya çıkıyor. Dijital teknoloji dediğimiz çağ içerisindeyiz, sınır tanımaz bir gelişme içindeyiz. Düne kadar smart cihazlardan bahsediyoruz, bugün IT dediğimiz yapay zekadan bahsetmekte başlanıyor. Sensörler ve diğer araçlar hayatın gerçek bir parçası haline gelirken inanılmaz problemler de ortaya çıkıyor. Bugün yine hepimiz biliyoruzki Quentin bilgisayarları üzerinde önemli laboratuvarlarda büyük çalışma var. Onlar hayatın içerisine girdiğinde onların süratini tahayyül bile edemiyoruz. Dolayısıyla bütün bunlar çok büyük başarı gibi gözüküyor ve gerçektende büyük başarı muhakkak ki ama diğer taraftanda büyük etik problemleri korkuları endişeleri de ortaya çıkıyor. Onun için birçok filozof, din adamları, önemli politikacılar hep insanlığında dikkatini çekiyorlar. Bazı şeyler şimdiden yasaklanmalı bazı şeyler şimdiden olmamalı diyorlar. Bütün bunlar olurken bir taraftan teknolojik gelişmeler ama bunlar hukuku ilgilendiriyor, politikayı ilgilendiriyor ve neticede toplumların sorumluluğunu üstlenen siyasetçiler, devletlerin yönetiminden sorumlu olan kişiler de gelecek nesillerini böyle bir dünyaya hazırlamaktan da sorumlu oluyorlar. Eğer böyle bir geleceği şimdiden öngörüp yeni nesilleri hazırlayacak politikalar geliştirip tedbirlerimizi almazsak gelecekte büyük şoklarla karşı karşıla kalırız. Bunlarla ilgili bilim dergilerinde çok yazılar yazılıyordu ama artık bunlar popüler dergilerde de manşetler oluyor. Önemli yazarlar, televizyonlarda gazetelerde de konuk olup hepimizin daha çok dikkatini çeken mevzular haline geliyor.

Bütün bunlar olurken ben iki şeyi öne çıkartmak istiyorum. Birincisi bu teknoloji... Öyle bir ortam oluştu ki özellikle enformasyon teknolojisi IT dediğimiz şey her şeyi şeffaf yaptı. Hiç kimse artık kafasını kuma gömmüş olamaz. Herkes her şeyi takip edebilir hale geldi. Dolayısıyla dünyanın her köşesinden başka köşesini takip ediyorlar. Böyle olunca fakirler zenginliği, zenginler fakirliği görüyor, acı çekenler mutluluk içerisinde yaşanları görüyor, mutluluk içerisinde yaşayanlar hergün acı çekenleri görüyor ve bunun neticesinde ortaya güzel şeyler, örnekler, güzellikleri örnek alan davranışlar çıkarken, bir taraftan da öfke, hınç, radikal akımlar da ortaya çıkıyor. İkinci bir şey, teknoloji ilk ortaya çıkıp da makinaların uygulanmaya başlaması, emek yoğundan makine yoğuna geçince zaten büyük işsizlikler o zaman oldu ama onlar kaçınılmazdı. Makinadan robota, robottan bilgisayarlara oradan şimdi yapay zekanın yönettiği fabrikalara geçilmeye başlanırsa o zaman ortaya iki şey çıkacak; biri işsizlik. Bu istihdam meselesi müthiş bir şey. Devletleri yönetenler, geleceği, problemleri görerek tedbir alması gerekir. Büyük istihdam problemleri ortaya çıkacak, büyük işsizlik çıkacak. Tabi gelişmekte olan ülkelerle gelişmiş ülkelerin problemleri de birbiriyle ayrı ama işsizlik kaçınılmaz bir şekilde ortaya çıkıyor. Gelişmiş ülkelerde ortaya çıkan işsizlik karşısında başka tedbirleri düşünüyorlar, çalışşada çalışmasa da herkese bir maaş ödeme gibi.. Ama gelişmekte olan ülkelerde ise daha büyük sorunlar ortaya çıkıyor. Okumuş, tahsilli insanlarda, üniversite mezunlarında çok büyük işsizlik oranları ortaya çıkıyor. Bunlar gelecekte hepimizin, ülkeleri yönetenlerin ilgileneceği en büyük sorunlar olacak. İkinci bir mesele tabi şu olmuş oluyor, bir taraftan bu teknolojiler kullanılırken, verimlilik artıyor, maliyetler düşüyor, inanılmaz üretim hacimlerine ulaşılıyor ve bu istihdam problemleri ortaya çıkarılırken başka bir şey de gelir dağılımında ortaya çıkıyor. Çok büyük bir gelir dağılımı adaletsizlikleri bunlar da önümüzdeki dönemlerin yine en büyük meselesi olacaktır.

Bugünden hepimiz istatistikler verebilir, rakamlar koyabiliriz. Önemli araştırma merkezlerinin, BM’nin, OECD’nin araştırmalarını görüyoruz ki inanılmaz bir gelir dağılımı eşitsizliği büyük ver mesele olarak ortaya çıkıyor. Teknolojinin reel ekonomiden ziyade para piyasasına kazandırdığı hız gerek ülkeler arasındaki bu gelir dağılımındaki eşitsizliği bozarken gerek ülkelerin kendi içinde de gelir dağılımında büyük adaletsizliğe sebep oluyor. Tüm bunlar büyük sıkıntı büyük bir çıkmaz ve bunların neticesinde ortaya çıkan popülizm, büyük radikal akımlar, ileri boyutlara varan ırkçı, sağcı, aşırı dinci siyasi oluşumlar tüm bunlar tehdit olarak ortaya çıkıyor. Ama hepsinin sebebine baktığımızda bunları hazırlayan bu mikropların birdenbire gelişmesine neden olup iklimi oluşturan şey ise işsizlik, adaletsizlik ve neticede bunlarada katkısı olan teknoloji olarak görüyoruz o yüzden görüyoruzki teknoloji, versus politika diyorsunuz.

Bütün bunlar şunu da hatırlatıyor aslında; iktisat tarihi bilenler hatırlatacak, 19. yy’da bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler diyen kapitalist anlayışın ortaya çıkarttığı büyük buhranlara, adaletsizliklere dönük onu andıran adaletsizlik ortamı bugün neoliberal politikaları ortaya çıkartıyor. Bunları öngürüım, bunlara önlem almak kaçınılmaz oluyor. Benim gibi uzmanlar, bilim adamları bu konularda o kadar çok konuşurlar ki, hele teknolojinin geldiği yer hakkında çocuklarım benden daha çok konuşurlar. Ama biz bir siyasetçi gözüyle ne tavsiye etmeliyiz.

Gelecek kaçınılmaz şekilde böyle olacak. O yüzden gerekli önlemler almak nasıl olacak? Gelecekte nüfusu, yeni nesilleri mutlu yapmak ve refah içinde tutmak için sorumluluk taşıyanlar devletleri yönetenlerdir. Geleceği yönlendirmek, gelecekle ilgili konuşmak, realist, gerçekçi; retorikten, hamasetten uzak, gerçekleri görüp buna karşı enerjiyi yoğun bir şekilde buraya fokus etmek ve bu konuda bilinci uyandırmak gerekiyor. Yoksa biz bunlarla karşı karşıya kaldığımızda ne yapacağımızı bilemeyiz. Bu açıdan ülkelerin iyi yönetilmesi gerekiyor. İyi yönetişim olarak tarif ettiğimiz şekilde yönetilirse ülkeler, bütün bu tedbirler aracılığıyla problemlerle iyi başa çıkılabilir. Katılımcı ve temsili özelliklerinin en iyi şekilde yansıyacağı güçlü demokrasiler, hukukun üstünlüğüne dayalı rejimler, kuvvetler ayrılığının ülkelerde gerçekleştirilmesi, bütün temel insan haklarının, inanç, fikir, özgürlüklerinin en yüksek standartlarda geçerli olması, yönetimlerin açık, şeffaf, hesap verebilir özelliklerinin gayet yüksek standartlarda olması ve liyakata dayalı görevlendirmelerin yapılması muhakkak ki o ülkeleri bütün bu problemlerle başa çıkmakta çok daha güçlü yapacaktır. Tabii ki diğer problemlerde de böyle olacaktır. Bunları yapmayan ülkeler veya bunlarda gerileyen ülkeler enerjilerini boşa harcarlar, zamanları boşa geçer, ülkeler arasında duvarlar örülmeye başlar. Bu duvarlar örülmeye başlayınca da retorik, hamaset, ülkeler ve bölgeler arasında huzursuzluklar, kavgalar alır başını gider. Nasıl a cımasız kapitalizmin bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler düşüncesini hatırlatan manzaralar ortaya çıkıyorsa bu bölgesel gerginlikler ve hamasi politikalar 1930ları hatırlatması gerekir. Dünya bunları denedi özellikle Avrupa yaşadı ve neticede maliyetler ödendi. O yüzden ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı, otokratik, şovenist söylemlerin bütün dünya siyasetine hakim olduğunu görmek, gerçekten çok tedirgin edici ve çok üzücü. Twitter üzerinden en hassas meselelerin paylaşılması, tehditlerin yapılması, dünyanın ileri ülkelerinin bu hassasiyeti göstermeyecek bir duyarsızlıkta olmaları... Bunlar doğrusu akılalmaz gelişmeler, hiç olmaması gereken şeyler.

Barış ortamının bozulması, ülkeler arasındaki güvenin tamamen gitmesi, dayanışma ve iş birliğinden uzaklaşmanın çatışma ortamlarını getirecek. Çatışma ortamları eski dünyada olduğu gibi netice de vermeyecek. Nükleeri enerji olarak kullanırsanız her tarafı aydınlatırsınız ama nükleeri silah olarak kullandığınızda bütün yaptıklarınızı yok edeceğinizi düşündüğünüzde o zaman çok korkunç manzara ortaya çıkıyor. Dolayısıyla teknolojinin nasıl kullanılacağı, nasıl yönlendirileceği yine politikalarla ilgili bir konu.

Soğuk savaş döneminde casusların karşılıklı olarak birbirini takip ederken, bugünkü soğuk savaş döneminde teknolojinin psikolojik savaş yöntemiyle yıkıcı olabildiğine günümüzde şahit oluyoruz. Trol merkezlerinin kurulduğunu, binlerce insanın buralarda nasıl çalıştığını ve nasıl mesajlarla bütün dünyayı boğduğunu, seçimlere nasıl müdahale edildiğini, radikal akımların nasıl desteklenip, ülkelerin nasıl zayıflatıldığını yaşıyoruz. 3-4 gündür Amerikan kongresinde Facebook’un sahibini sorguluyorlar, çok ilginç şeyler ortaya çıkıyor. Mesele pozitif gündemde mi negatif gündemde mi ülkeler ilerleyecek? Teknoloji pozitif istikamette giderse, bütün bunlar insanlığın hayrına olacaktır. Negatif istikamette giderse bütün bunlar insanlığı yıkan, acı çektiren, dehşete düşüren, fakirliği daha da artıran neticeler getirecektir.

Teknoloji – politika ilişkileri çok önemli. Teknolojiyi dar anlamda alırsak seçim kampanyalarında nasıl kullanılıyor diye ele alabiliriz, geniş anlamda ele aldığımızda dünyada mutluluk refah mı getirecek yoksa tam tersine acılar mı çektirecek. Kıyamet tellallığı yapılıyor. Kıyamet silahlarından bahsediliyor, tüm bunlar teknoloji yoğun araçlar ve cihazlar. Böyle tezatlarla dolu dünyada yaşıyoruz. Hepimizin gayretleri, çabaları, duaları bunların hepsi hayırlı yollarda kullanmakla olmalı yoksa ilkel bir bıçak bile en kötü işi yapabilir önemli olan niyet, önemli olan düşünceler hangi kafalarla gelişiyor hep buna bağlı. Ümit ederim bu toplantı da herkese faydalı olmuştur.”

21. Avrasya Ekonomi Zirvesi Kapanış Yemeğine katılanlardan bir grup