14. AVRASYA EKONOMİ ZİRVESİ

BAŞARI İLE GERÇEKLEŞTİ

 

 

 

        13 Nisan 2011 günü İstanbul’da WOW Hotel Kongre Merkezi’nde gerçekleşen 14. Avrasya Ekonomi Zirvesi’nde 48 ülke hazır bulundu. Zirve çalışmaları 3’ü aktüel, 12 Cumhurbaşkanı ile 21 Bakan ve 179 yüksek katılımcının iştiraki ile tamamlandı. Zirve çalışmaları Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev’in, Zirve’ye katılan konuklara ve konuşmacılara hitaben sunduğu mesaj ile başladı. Aliyev’in mesajından sonra ilk konuşmayı Marmara Grubu Vakfı Başkanı Dr. Akkan Suver aldı.

 

        MARMARA GRUBU VAKFI GENEL BAŞKANI DR. AKKAN SUVER:

        “AVRUPA EKONOMİ ZİRVELERİ PRESTİJ BİRLİKTELİĞİNE DÖNÜŞTÜ”

 

        “Ondört yıldır aralıksız olarak bir araya gelen, Avrasya Ekonomi Zirve’lerinin müdavimlerini de saygıyla selamlıyorum. Bugün artık bir prestij birlikteliğine dönüşen Marmara Grubu Vakfı’nın,  Avrasya Ekonomi Zirveleri, dünyada kabul gören bir birliktelik olarak değerlendirilmektedir. Bu değerlendirilme de en büyük pay, siz değerli katılımcılarındır.

 

        Muhterem misafirler,

 

        Bugün bu salonda 48 ülke bir araya gelmiş bulunmaktadır. Bir başka deyişle Birleşmiş Milletlerin dörtte biri burada temsil edilmektedir. Bu ülkelerden Arnavutluk Cumhurbaşkanı Sayın Bamir Topi ile Makedonya Cumhurbaşkanı Sayın George İvanov ve Gagavuzya Cumhurbaşkanı Sayın Mihail Formuzal aramızdadırlar. Kendilerine hoş geldiniz, diyorum.

 

        Davos’u dahi kıskandıran bu muhteşem birlikteliğin oluşmasında en büyük pay ve katkı 9. Cumhurbaşkanımız Saygıdeğer Süleyman Demirel’indir.

 

        Gene yıllardır bizi  yalnız bırakmayan Bulgaristan Cumhurbaşkanları Sayın Zhelyu Zhelev ve Sayın Petar Stayonov’a, Romanya Cumhurbaşkanları  Sayın Ion Iliescu ve Sayın Emil Constantinescu’ya, Moğolistan Cumhurbaşkanları Sayın Punsalmaa Ochirbat’a Sayın Natsagiin Bagabandi’ye Estonya Cumhurbaşkanı Sayın Arnold Rüütel’e ve Kosova Cumhurbaşkanı Fatmir Sejdiu’ya da Marmara Grubu Vakfı olarak büyük kadirbilirliklerinden dolayı takdir ve şükranlarımızı arz ediyorum. 

 

        14. Avrasya Ekonomi Zirvesi’ne her yıl olduğu gibi bu yılda yüksek seviyede teşrif eden kardeş Azerbaycan’ı saygıyla selamlıyorum, hoş geldiniz dileklerimi sunuyorum.

 

        14. Avrasya Ekonomi Zirvesi’ne Başbakan Yardımcısı, Senato ve Meclis Başkan Vekili, Bakan seviyesinde katılan devletlerden Azerbaycan’a Makedonya’ya, Karadağ’a, Irak’a, Romanya’ya, Belçika’ya, Gagavuzya’ya, Kosova’ya, Moğolistan’a, Moldova’ya, Pakistan’a, Türkmenistan’e, Ediyopya’ya, Irak’a ve Bosna Hersek’e ayrı ayrı hoş geldiniz diyor ve katılımcı ülkeleri saygıyla selamlıyorum.

 

        Hanımefendiler, Beyefendiler,

 

        Öncelikle Tunus’ta, Mısır’da, Libya’da, Yemen’de, Suriye’de meydana gelen olaylarla sözlerime başlamak istiyorum. Bölgede demokrasi, özgürlük ve insan haklarının yerleşmesi, ekonomik gelişme olmadan, olamaz. Bölge ülkeleri, petrol ve doğalgaz açısından zenginken, su kaynakları açısından hayli fakirdir. Bu fakirliğe bir de gelir dağılımındaki yoksulluk eklendiğinde siyasi olaylar kendiliğinden oluşmuş bulunmaktadır. Tunus’ta başlayan daha sonra Mısır’a sıçradı. Bugün itibarıyla buralarda sükûnet sağlanmış görünüyorsa da siyasi olaylar sıçradığı Libya’da; ülkenin üç parçaya bölüneceği ve kanlı bir biçimde sonuçlanacağı kaçınılmaz bir sonuç olarak görünmektedir. Bugünlerde Suriye, Yemen de aynı hareketlerden payını almış gözükmektedir.

 

        Gelişme, kalkınma, insan haklarına saygı, şeffaflık sağlanmadıkça bu olayların buralarda sürmesi kaçınılmazdır. Tunus’un ve Mısır’ın Büyükelçileri aramızdadırlar. Zirvemizin üçüncü günü Diyalog Oturumunda kendilerini dinleyeceğiz ve konu hakkında aydınlanacağız.

 

        Avrasya coğrafyasının Kafkasya parçasında ise Hazar Denizi’nin geleceğine ve İran coğrafyasına ilginin artışı ile karşı karşıya bulunmaktayız. Enerji alanında Rusya’nın dünyadaki petrol ve gaz stokunun üçte birinden fazlasının üzerindeki kontrolü, Batı’yı gerçek alternatifler sağlama konusunda değişik düşüncelere sevk etmektedir.

 

        Bütün bunlar ve İran’ın nükleer çalışmaları kontrol ettirmeme isteği, ABD’nin Basra Körfezi’ne egemen olma arzusunu güçlendirmektedir.

 

        Kafkasya’da bölgenin istihdamını arttırmaya yönelik çalışmalara başlayan Rusya Federasyonu, Kafkaslar ’da barış ve istikrarın kalıcı hale gelmesinin ekonomik kalkınma ve istihdamla mümkün olabileceğini kabullenmiş görünmektedir.

 

        Kafkas coğrafyasında Azerbaycan bir istisna teşkil etmekte ve lider ülke konumunu sürdürmektedir. Bugün Azerbaycan makroekonomik verilere göre 2010’da dünyadaki küresel krize rağmen başarılı şekilde büyüyen nadir ülkelerden biridir. Bağımsız Devletler Topluluğu’nun ekonomisi en gelişmiş ülkesidir. Ve bu yılı turizm yılı ilan eden Azerbaycan istikrarla büyümesini sürdürmektedir.

 

        Orta Asya ülkelerine gelince enerji jeopolitiği açısından ve politik ve de ekonomik çıkar çatışmaları noktasından bölgede sakin bir ortam söz konusudur. Enerji ile ilgili ikiz bir tehdit mevcuttur. Bir yanda yeterli enerji kaynakları bulma sorunu diğer yanda enerji arz güvenliği ile ilgili ciddi sorunlar yaşanmaktadır.

 

        Bölgede ekonomik büyüme ve insani kalkınma, enerji talebini ve fiyatlarını artırırken, enerji zengini bölgelerde meydana gelen jeopolitik gelişmeler, enerji arz güvenliği sorununu doğurmaktadır.

 

        Orta Asya dünya enerji sektörünün kalbi gibidir. Bir yandan enerji zengini ülkeler bu bölgede yer almakta diğer yandan Avrupa devletleri, Rusya, Çin ve Hindistan gibi dünyanın en fazla enerji talep eden ülkeleri de bu bölgenin etrafında bulunmaktadırlar. Burada en güçlü aktör Rusya’dır. Rusya hem bir enerji zengini ülkedir, hem de jeostratejik olarak çok önemli bir konumdadır. Avrupa’ya gelince, Türkiye AB ile ilişkilerinde devam edegelen müzakereler sürecinde Türkiye bütün istenilen şartları yerine getirmesine ve reformları uygulamaya koymasına rağmen, aday ülkelerle aynı muameleyi görmemektedir. AB ülkelerinde süren ekonomik toparlanmaya rağmen yüksek belirsizlik ve ülkeler genelinde eşitsiz gelişmeler yaşanırken 10 yıldır ortalama yüzde yedibuçuk büyüyen Türkiye, siyasi ve ekonomik alanında ciddi bir çöküş yaşayan Avrupa Birliği’ne öyle sanıyorum ki, yakında davetle gireceğe benzemektedir.

 

        Siyasi ve ekonomik gücünü kaybetmiş Merkel ve Sarkozy’nin direnişine bir anlam vermek ve 1963 yılından beri üyelik sözünün kırksekiz yıldır tutulmadığını söylemek biraz yakışıksız kaçıyor ama Fransa ve Almanya’yı anlamakta zorluk çekiyoruz. Bütün bunları anlatıyorum. Çünkü yarın; bu yıl bağımsızlıkların yirminci yılını kutlayan ve yeni oluşan yirmiyedi ülkenin yetkilileriyle daha geniş bir deyimle konunun sahipleriyle bunları konuşacağız.

 

        Bu arada büyük bir mutlulukla yüksek heyetinize belirtmek isterim ki; Türkiye Cumhuriyeti Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Moğolistan Enerji Bakanlığı, Petrol, Doğalgaz ve Mineral Kaynaklar alanında işbirliğine ilişkin protokolü bugün burada imzalayacaklardır.

 

        İmza töreni 14. Avrasya Ekonomi Zirvesi’nin çalışmalarının gurur duyulacak bir ürünüdür. Gene üçgün sürecek çalışmalarımızda hanımefendiler bugün öğleden sonra paralel bir oturumda yanyana gelerek Kadın İş dünyası Özel Oturumu Lider Eşleri ve “Rol Model” olarak Kadın Politikalarına Etkileri üzerinde Makedonya Cumhurbaşkanı Eşi Sayın Maja Ivanova ile ortak bir toplantı gerçekleştireceklerdir. Son günümüzde ise; siyaset acısından, bilim açısından, kültür açısından ve din açısından diyalog konusunu gündeme getireceğiz. İlk defa bu yıl dünyaca ünlü bir Budist Önder de aramızda olacak ve görüşlerini açıklayacaktır.

 

        Değerli katılımcılar,

       

        Üçgün sürecek çalışmalarımıza hoş geldiniz. İstanbul’da kalacağınız bu süre içinde İstanbul’u yakından tanıma imkânı bulacağınıza da ümit ediyor ve dünya Başkenti İstanbul’da güzel günler geçirmenizi temenni ederek yüksek heyetinizi saygıyla selamlıyorum

 

 

        TOBB BAŞKAN YARDIMCISI TANIL KÜÇÜK:

            “TARİHİ İPEK YOLUNU YENİDEN CANLANDIRABİLMELİYİZ”

             “BARIŞ, DEMOKRASİ, İSTİKRAR VE REFAHI YAKALAMIŞ

             BİR AVRASYA HEPİMİZİN GELECEĞİNİN TEMİNATIDIR”

 

        Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkan Yardımcısı ve İstanbul Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Tanıl Küçük, tarihi İpek Yolu'nun canlandırılması gerektiğini söyledi.

 

        Tanıl Küçük, 14. Avrasya Ekonomi Zirvesi'nde, Avrasya'nın tarih boyunca siyasi, ekonomik ve kültürel gelişmelerin merkezinde olduğunu anımsatarak, bugün de sahip olduğu enerji kaynaklarıyla, ulaşım ve enerji koridoru niteliğiyle tüm dünyanın ilgisini çeken, jeopolitik ve stratejik önemi çok yüksek bir bölge konumunda bulunduğunu söyledi.

 İpek Yolu gibi önemli ticaret hareketlerinin de bu topraklarda hayat bulduğunu, kültürel zenginliklerin de bu topraklarda dünyaya yayıldığını anımsatan Küçük, Avrasya'nın bugün de büyük bir ekonomik potansiyele sahip olduğunu ifade etti.

 25 milyon kilometrekarelik bir alana yayılan Avrasya'da, 400 milyona yaklaşan nüfus, 4 trilyon dolara yakın toplam milli gelir ve 1 trilyon doların üzerinde dış ticaret hacminin söz konusu olduğunu anlatan Küçük, “Büyük petrol ve doğalgaz rezervlerinin yanı sıra zengin maden ve su kaynakları da bulunmaktadır. Mevcut bu büyük potansiyelin güçlü ve yaygın bir girişimci kültürü ile birleştirebilirsek Avrasya, dünya ekonomisinin en dinamik motor bölgesi haline gelecek demektir” dedi.

 

        Küçük, Türk oda sistemi konusundaki bilgi birikimi ve tecrübelerini Avrasya'daki diğer dostlarıyla da paylaşmaya hazır olduklarını, Türk özel sektörü olarak sanayi konusunda da paylaşacakları konular bulunduğu kanaatini taşıdığını söyledi.

 

 

            AVRASYA BÖLGESİNİN KÜRESEL ARENADA HAK ETTİĞİ YER...

 

        Tanıl Küçük, ülkeleri arasındaki ekonomik ilişkilerin ve ticaretin gelişmesinde büyük önem arz eden bir noktanın da karayolu taşımacılığının gelişmesi olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:

 

        “Tarihi İpek Yolu'nu yeniden canlandırabilmeliyiz. Çin ile Avrupa ekonomilerini birbirine bağlayacak ve transit geçilecek ülke ekonomilerine de katkı sağlayacak yeni İpek Yolu perspektifi ile ülkelerimiz arasında taşımacılık başta olmak üzere her sektörde somut işbirliği projelerinin geliştirilmesi mümkün olacaktır. Ekonomik ve ticari ilişkilerimizin, işbirliğimizin geliştirilmesinde bir önemli nokta da kara gümrük kapılarının modernize edilmesidir. Buralardaki bürokratik işlemler kısaltılması ve hızlanmalıdır.

 

        Çabalarımızı orta ve uzun vadeli bir stratejiye dayandırmamız halinde Avrasya bölgesinin küresel arenada hak ettiği yeri alacağına inanıyoruz. Bizler daha fazla işbirliği ve yakınlaşma sağlayarak, ortak yatırımlar yaparak Avrasya bölgesinde dinamik ve güçlü ekonomiler kurabilir, böylece barış, istikrar ve refahın hâkim olduğu bir bölge yaratabiliriz. Avrasya bölgesindeki ülkelerin geçmişleri gibi gelecekleri de ortaktır. Barış, demokrasi, istikrar ve refahı yakalamış bir Avrasya hepimizin geleceğinin teminatıdır ve böyle bir gelecek için hep birlikte çalışmamız gerekmektedir.”

 

            TİM BAŞKANI MEHMET BÜYÜKEKŞİ:

            “2023 YILINDA İHRACAT GELİRİNİ 500 MİLYAR DOLARA

            ÇIKARMAK İSTİYORUZ. BU HEDEFE ULAŞMAK İÇİN MEVCUT

            PAZARLARIMIZDA PAYIMIZI ARTIRACAĞIZ”

 

        Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mehmet Büyükekşi de Türkiye'nin hayranlık verici bir değişim ve dönüşüm süreci yaşadığını anlatarak başladığı konuşmasında, Türkiye'nin, 2001 krizi sonrasında yakaladığı siyasi istikrarı ekonomik istikrara dönüştürmeyi başardığını, Türkiye'nin gösterdiği ekonomik performansla dünyanın en büyük 16., Avrupa'nın en büyük 6. ekonomisi konumuna yükseldiğini söyledi.

 

         Türkiye'nin, 2000 yılında 28 milyar dolar ihracat yaptığını, 2010 yılında ihracatını 114 milyar dolara çıkardığını anımsatan Büyükekşi, Türkiye, ihracatının yarıdan fazlasını dünya kalite standartlarının en yüksek olduğu Avrupa kıtasına gerçekleştirdiğini ifade etti.

 

        Büyükekşi, Avrupa ve Asya kıtasının kesişim noktasında olan Türkiye'nin, Avrupa'nın Ortadoğu'ya açılan kapısı konumunda olduğunu dile getirerek, şunları söyledi:

 “Dünyanın en değerli arazisi üzerinde yaşıyoruz. Çevremiz hareketli. Etrafımızda krizler, devrimler ve savaşlar eksik olmuyor. Çevremiz, barındırdığı tüm krizlere rağmen kimsenin vazgeçemeyeceği kadar değerli. Böylesi kritik bir bölgede demokrasimiz ve piyasa ekonomimiz en önemli değerimiz. Tüm bölge bu anlamda bizi model alıyor. Bizim gittiğimiz yoldan gitmek istiyor.

 

        Türkiye'nin ekonomik büyüklüğü, en büyük gücümüzü oluşturuyor. Mineral kaynaklar olmadan, sanayi ve hizmetler sektörü ile ortaya çıkardığımız 1 trilyon dolara yaklaşan ekonomi bizim gururumuz. Ama daha iyisini de planlıyoruz. 2023 yılında Türkiye'nin dünyanın en büyük 10. ekonomisi haline gelmesini istiyoruz.”Büyükekşi, Türkiye'nin 2023 yılında 500 milyar dolar ihracat yapmasını amaçladıklarını ve bunun için çalıştıklarını anlattı.

 

        Bu amaçla TİM olarak bir strateji hazırladıklarını bildiren Büyükekşi, şöyle devam etti: “Bu proje ile hedefimiz, Türkiye'nin, dünyanın en büyük 10 ekonomisi içinde yer alması. Bunun için de; teknolojik dönüşümü tamamlamış, üretim teknolojilerine hakim, belirlenmiş alanlarda liderlik pozisyonuna gelerek, 2023 yılında ihracat gelirini 500 milyar dolara çıkarmak istiyoruz.

 

        Bu hedefe ulaşmak için mevcut pazarlarımızda payımızı artıracağız. Hedef pazarlarda yerimizi alacağız. Türkiye'de sektörleri dönüştüreceğiz. AR-GE ve inovasyona yöneleceğiz. Üretimde ve ihracatta katma değer artışı sağlayacağız. Bunun sonucunda Türkiye'nin gelişim ve dönüşüm süreci hızlanacak. Dünyanın en büyük 10. ekonomisi haline geleceğiz. Sahip olduğumuz ekonomik gücü daha da büyüteceğiz.”Büyükekşi, Türkiye'nin istikrarlı bir şekilde gelişmesi için bölgesinin de istikrarlı olması gerektiğine işaret ederek, savaşların ve krizlerin bitmesi gerektiğini, kendilerinin hem Türkiye'de hem de komşu ülkelerde barış ve huzur istediklerini sözlerine ekledi.

 

        İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu da Avrasya'daki barış, istikrar ve refahın sadece Türkiye için değil, dünya barışı açısından da belirleyici rol oynadığını ifade etti.

 

        Mutlu, geleceğin; hem büyük vaatleri hem de önemli sorunlar içerdiğini belirterek, “Umudun başarıya ulaşmasını istiyorsak dünya milletleri barış ve güvenliğin korunması, demokrasi ve sürdürebilir kalkınmanın gelişebilmesi için güçlerini birleştirmeye devam etmeliler. Dünyayı insanlık için daha yaşanılabilir bir yer haline getirebilmek zorundayız” şeklinde konuştu.

 

 

            TÖSYÖV BAŞKANI SÖNMEZ:

 

        Türkiye Küçük ve Orta ölçekli işletmeler, Serbest Meslek Mensupları ve Yöneticiler Vakfı (TÖSYÖV) Başkanı Yalçın Sönmez ise ekonomik büyümenin ve kalkınmanın temeli olarak KOBİ'leri gördüklerini kaydetti. Sönmez, Türkiye'deki KOBİ'lerin büyüme ve kalkınmanın öncüsü olduğunu dile getirerek, KOBİ'lerin istihdamın çoğunu yarattıklarını, demokrasinin de asıl dayanağı olduklarını anlattı.

 

        Avrasya ülkeleri ile ortak katma değer sinerjisinin yaratılması gerektiğine işaret eden Sönmez, “Ülkelerin ekonomik gelişmesinde dinamo KOBİ'lerdir. Amacımız ülkelerimizin gelişme dinamiklerini geliştirmek, karşılıklı zenginleşmek, küresel rekabette yarışmak ise önceliğimiz KOBİ'ler olmalıdır. Ülkemizde değişimin temeli sayıları 2 milyona yaklaşan KOBİ'lerdir” dedi.

 

        Sönmez, Türkiye ekonomisinin KOBİ'ler sayesinde dinamik ve önemli bir rekabet gücüne sahip olduğunu anlatarak, “KOBİ'lerimizi karşılıklı olarak işbirliği içine sokarsak onlara bu konuda destek sağlarsak, küresel pazarda rekabet edebiliriz. Avrasya KOBİ'leri veya Avrasya Girişimciler ağı kurabiliriz” şeklinde konuştu .

 

 

            KEİ GENEL SEKRETERİ LEONİDAS CHRYSANTHOPOULOS

 

        Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (KEİ) Genel Sekreteri Leonidas Chrysanthopoulos da KEİ'nin Karadeniz ülkelerini bir araya getiren en kurumsal örgüt konumunda olduğunu belirterek, ortak projelerin hayata geçirilmesini amaçladıklarını anlattı.

 Karadeniz bölgesinde su yollarının ıslah edilmesi ve ulaştırma projeleri bulunduğunu belirten Chrysanthopoulos, ekonomik kalkınmayı artırırken, ticaret ve turizmi teşvik etmek istediklerini söyledi.

           

        KEİ'nin en önemli etkisinin ticaret alanında hissedildiğini ifade eden Chrysanthopoulos, ülkeler arasındaki ticaretin arzu edilen düzeyde olmadığını, BM Kalkınma Programı ile birlikte bir inisiyatif başlattıklarını ve yatırımları teşvik etmeye çalıştıklarını bildirdi.

 

 

 

            İZMİR TİCARET ODASI BAŞKANI EKREM DEMİRTAŞ

        

        İzmir Ticaret Odası (İZTO) Başkanı Ekrem Demirtaş ise Avrupa ve Asya kıtasının tarihte Avrasya olarak hep birbirini tamamladığını, daha iyi bir dünya için ekonomik ve sosyal bağlantıları çoğaltmak ve “eskinin Avrasyasını” inşa etmek gerektiğini kaydetti.

 

            TÜRSAB BAŞKANI BAŞARAN ULUSOY

 

         Türkiye Seyehat Acenteleri Birliği (TÜRSAB) Başkanı Başaran Ulusoy da Türkiye'nin turizm imkanlarını anlatarak, Türkiye'nin batı ile doğu arasında bir köprü görevi gördüğünü söyledi.

 

  

            MAKEDONYA CUMHURBAŞKANI GJORGE IVANOV:

            “BURADA BÜTÜN TARİHİ DÜŞMANLIKLARI, ÇATIŞMALARI BİR TARAFA BIRAKARAK, ARAMIZDAKİ İŞBİRLİĞİNİ GÜÇLENDİRMELİYİZ VE BİR      ARADA ÇALIŞARAK ÜLKELERİMİZ ARASINDAKİ DOSTLUĞU PEKİŞTİRMELİYİZ”

 

            Makedonya Cumhurbaşkanı Gjorge Ivanov, “Tarihi düşmanlıkları, çatışmaları bir tarafa bırakarak aramızdaki işbirliğini güçlendirmeliyiz ve bir arada çalışarak ülkelerimiz arasındaki dostluğu pekiştirmeliyiz” dedi.

 

             Ivanov, 14. Avrasya Ekonomi Zirvesi'nde, küresel olarak farklı sorunlarla mücadele edilen bu dönemde elbette dünyada yaşanan ekonomik krizin etkilerinin, iklim değişikliğinin, gıda ve kaynak kısıtlamalarına yönelik bir takım sorunların ülkeleri bazı tehditlerle karşı karşıya bıraktığını belirterek, bu gibi tehditlerle mücadele etmenin yolunun işbirliğinden geçtiğini söyledi.

 

            Ivanov, “Burada bütün tarihi düşmanlıkları, çatışmaları bir tarafa bırakarak, aramızdaki işbirliğini güçlendirmeliyiz ve bir arada çalışarak ülkelerimiz arasındaki dostluğu pekiştirmeliyiz. Bölge çapında yeşil ve sürdürülebilir kalkınma alanında yapacağımız ortak çalışmalar bölgede yoksulluğun ve bir takım risklerin azaltılmasını sağlayacak, bu şekilde vatandaşlarımız için daha güvenli gelecek yaratabileceğiz” diye konuştu.

 

            Makedonya Cumhuriyeti'nin bölgedeki iş koşullarının hem yurt içinde hem de yurt dışında kolaylaştırılması için büyük çaba gösterdiğini bildiren Ivanov, burada amaçlarının istikrarlı bir ekonomik büyümeyi mümkün kılmak olduğunu dile getirdi.

 Ivanov, cumhurbaşkanı olarak amacının ekonomik işbirliğinin artması için kapıları açmak ve imkanları sağlamak olduğunu söyledi.

 

 

             GAGAVUZYA CUMHURBAŞKANI FORMUZAL:

 

             Gagavuzya Cumhurbaşkanı Mihail Formuzal ise 21. yüzyılda çevre ile birlikte artık dünya anlayışının da değiştiğini belirterek, son 20-30 yıl içinde jeopolitik, jeoekonomik ve jeokültürel anlamında büyük değişiklikler olduğunu dile getirerek, çağdaş dünyanın güncel sorunlarının ortaya çıktığını anlattı.

             Küresel ölçekte ekonomik büyümenin yoksulluğun azaltılmasını sağlamadığına işaret eden Formuzal, zengin ve yoksul ülkeler arasındaki uçurumun genişlediğini, yoksul ülkelerin sayısının arttığını dile getirdi.

 

            Sosyal eşitsizliğin gün geçtikçe arttığını belirten Formuzal, bu durumun terörizme zemin sağladığını, dünyada çatışma ortamı oluştuğunu söyledi.

 

             Formuzal, bugün artık tüm dünyada Türk kökenli 300 milyon civarında insan yaşadığını, Gagavuzların dünyadaki sayılarının 300 bin dolayında olduğunu ve büyük çoğunluğunun Moldova'da yaşadığını anlattı.

 

            Aynı zamanda Ukrayna, Özbekistan, Rusya, Romanya ve Türkiye'de de yaşayan önemli sayıda Gagavuz topluluğu olduğunu belirten Formuzal, bir çok küçük millet için küreselleşmenin ciddi problem olduğunu, dünya kültürlerinin karışması sürecinde “ilk kurbanların” Gagavuzlar gibi küçük milletlerin olduğunu anlattı.

 

             Çok kültürlülük kavramının küreselleşmenin bir sonucu olduğunu anlatan Formuzal, “Biz küreselleşmenin kültürlerin karışması yerine karşılıklı zenginleştiği, her milletin kendi kimliğini koruduğu şekli benimsiyoruz” dedi.

 

             Konuşmasının son kısmını Türçe yapan Formuzal, “Biz Gagavuzlar yaşıyoruz bir uzak tarafta. Yüzlerce yıl koruduk kendi adetlerimizi ve dillerimizi. Bugün ben büyük selam getirdim Gagavuz halkından...” diye konuştu.

 

             Türkçe konuşması dinleyicilerce alkışlanan Cumhurbaşkanı Formuzal, Gagavuzya'dan getirdiği armağan balı, Marmara Grubu Vakfı Genel Başkanı Akkan Suver'e verdi. Bu arada Avrasya ekonomi Zirvelerine aralıksız 10 yıldır katılanlara “Şeref Madalyası” verildi.

 

            MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK:

             “BÖLGEMİZİN KALKINMASINI CANI GÖNÜLDEN ARZULUYORUZ.

            KOMŞULARIMIZLA KENDİ DENEYİMİZİ PAYLAŞMAYI DOĞRU BULUYORUZ”

 

                        Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “Bölgemizin kalkınmasını canı gönülden arzuluyoruz. Komşularımızla kendi deneyimizi paylaşmayı doğru buluyoruz” dedi.

 Şimşek, 14. Avrasya Ekonomi Zirvesi'nde, Türkiye ve bölgesinin çok değişik ülke gruplarından oluştuğuna dikkati çekerek, ekonomik performansları, gelişmişlik düzeyleri ile farklı ülkelerin katıldığı bu zirvede ülkelerin birbirinden öğrenecekleri çok şey olduğunu söyledi.

 

             Şimşek, son küresel krizin global düzeyde ülkeler arası işbirliğinin, koordinasyonun önemini ortaya koyduğunu belirterek, küresel resesyonun bir depresyona dönüşmemesi için yapılan işbirliğini anımsattı.

 

             Son 60 yılın en büyük krizinden olağanüstü maliye politikası tedbirleri sayesinde 2009'un ikinci yarısından itibaren çıkılmaya başlandığını hatırlatan Şimşek, geçen yıl ise başta gelişmekte olan ülkeler olmak üzere dünya ekonomisinin hızlı büyüme sürecine girdiğini, bugünlerde de bazı risklerden dolayı büyüme beklentilerinin bir miktar zayıfladığını anlattı.

 Son dönemde petrol fiyatlarındaki artışın yüzde 40'lar düzeyine ulaştığını, bu artışın büyüme ve enflasyon üzerinde risk unsuru yarattığını ifade eden Şimşek, fiyatlardaki yükselişin sürmesinin dünya ekonomisindeki büyümeyi aşağıya çekebileceğini hatırlattı.

            Şimşek, Avrupa'daki sorunların da devam ettiğini de anımsatarak, böyle bir dönemde makro ekonomik temelleri sağlam olan Türkiye'ye ilginin artacağını düşündüğünü dile getirdi.

 Türkiye'nin küresel krizden sağlam makro ekonomik temelleri sayesinde kalıcı tahribata uğramadan çıktığını söyleyen Şimşek, “Biz uzun vadeli olarak ülkemizin, bölgemizin bir cazibe merkezi haline gelmesini arzu ediyoruz. Türkiye olarak elverişli nüfus dinamiklerimizi, girişimcilik ruhumuzu, güçlü ilişkilerimizi kullanmak arzusundayız” diye konuştu.

 

            Türkiye'nin yüksek büyümeyi sağlayabilmek için insan kaynağına önem verdiğini, özellikle eğitime ayrılan kaynaklardaki artışa dikkati çeken Şimşek, altyapı yatırımlarını da önemsediklerini belirterek, karayolu, demiryolu ve liman yatırımlarının altını çizdi.

 Sağlanan başarının, konulara yaklaşım tarzından kaynaklandığını, 8-10 yıl önce “tekel durumundaki THY'nin” bugün devlet payının azaltılmasıyla Avrupa'nın 4. büyük havayolu şirketi konumuna geldiğini ifade eden Şimşek, hak ve özgürlüklerle ilgili de önemli reformlara imza atıldığını, bunun da ülkeler için örnek alınması gereken bir alan olduğunu kaydetti.

 

            İş ortamının iyileştirilmesi konusunda da önemli çalışmalar yapıldığını ve AB üyelik sürecinin Türkiye için bir avantaj olduğunun altını çizen Şimşek, Türkiye'nin uyguladığı modelin, ülke içindeki rekabetin artırılmasının yanı sıra uluslararası rekabette de güçlü olunması şeklinde iki temel ekseni olduğunu anlattı.

 Türkiye'nin bölgedeki istikrarı ve refahı önemsediğini, bölgedeki refahın Türkiye lehine olacağını kaydeden Şimşek, “Bölgemizin kalkınmasını canı gönülden arzuluyoruz. Komşularımızla kendi deneyimizi paylaşmayı doğru buluyoruz” dedi.

 

            Bakan Şimşek, konuşmasının ardından gazetecilerin Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girme tarihinin ötelenip ötelenmeyeceğine ilişkin bir sorusu üzerine, “Meclis'ten nasıl geçtiyse öyle...” yanıtını verdi.

 

 

            DOKUZUNCU CUMHURBAŞKANI SÜLEYMAN DEMİREL:

            “BALKANLARI İÇİNE ALMAYAN AVRUPA TEK KANATLIDIR. EĞER UÇMAK İÇİN KANAT LAZIMSA BALKANLAR'I MUTLAKA TÜMÜYLE AVRUPA KENDİ İÇİNE ALMAK DURUMUNDADIR. TÜRKİYE BUNA DAHİLDİR”

 

 

            Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, “Balkanları içine almayan Avrupa tek kanatlıdır. Eğer uçmak için kanat lazımsa Balkanlar'ı mutlaka tümüyle Avrupa kendi içine almak durumundadır. Türkiye buna dahildir” dedi.

 

            Süleyman Demirel, Marmara Grubu Vakfı tarafından düzenlenen “14. Avrasya Ekonomi Zirvesi”nde, Avrasya olayının Berlin Duvarı'nın yıkılması ve Sovyetler Birliği'nin dağılması olayı olduğunu, bu olayın yeni siyasi coğrafyayı meydana getirdiğini söyledi.

 

            Şimdi bunun 22. yıldönümünde bulunulduğunu ifade eden Demirel, “1989'da başlayan, 1991-1992'de tam yerine oturan hadise bir çağ değişmesi hadisesidir” dedi.

 

            Dünyada yoksulluğu ortadan kaldırmadan barışı muhafaza etmenin imkanı bulunmadığına işaret eden Demirel, dünyanın yeniden kalkınmaya koyulacağını, bu kalkınmanın barış içinde olması gerektiğini kaydetti. Avrupa ile Asya'nın tarih boyunca beraber olduğunu belirten Demirel, şunları kaydetti: “İpek Yolu'nun canlandırılması hadisesi gene oraya dönüş demektir. Avrupa ile Asya birbirinden ayrılmaz, her bakımdan birbirini tamamlar. 20 sene zarfında bir hayli gelişme var. Avrupa bütünleşmiştir, Doğu Avrupa, Baltık bölgeleri Avrupa'nın parçası haline gelmiştir. Balkanlarda Romanya, Bulgaristan AB'nin üyesi haline gelmiştir, Hırvatistan gelmek üzeredir. Yunanistan zaten üyesidir, ama Balkanlarda diğer ülkeler henüz AB'nin parçası haline gelmiş değillerdir. Balkanları içine almayan Avrupa tek kanatlıdır. Eğer uçmak için kanat lazımsa Balkanlar'ı mutlaka tümüyle Avrupa kendi içine almak durumundadır. Türkiye buna dahildir. Avrupa şartlarına uyabilecek duruma gelmeleri ise esasen Avrupa'nın görevleri içerisindedir.”

 AB'ye üye ülke sayısının 27'yi bulduğunu ifade eden Demirel, “AB'nin üyesi olmak Avrupa şartlarını kabul etmek demektir. Avrasya dediğimiz olay sadece bir coğrafyanın olayı değil, dünya olayıdır. Şimdi Avrupa bütünleşmesini tamamlayabilmelidir ve sürdürebilmelidir. 'Acaba Avrupa şimdi 27 ülke, Türkiye dahil içine alacağı ülkelerle 32 ülke olacak, 32 ülke yönetilebilir mi yönetilemez mi?' gibi tereddütlere mahal yoktur. Bu birliğe dahil olan bütün ülkeler işbirliği yapmak durumundadırlar. AB barış getirmiştir” dedi.

 

            “DÜNYA ALTIN DEVRİNİ YAŞAMIŞTIR'

 

            Geçen 20 senede dünyada önemli hadiseler olduğuna, dünyanın GSMH'sının yüzde 11'ini alan Çin'in 2040'da yüzde 30'unu almaya doğru gittiğine işaret eden Demirel, Çin ve Hindistan'da, Güney Asya'da meydana gelen gelişmelerin dünyada ekseni kaydırdığını, önümüzdeki zaman içinde bu gelişmelerin dikkatle takip edilmek durumunda olunacağını belirtti.

 

             Demirel, “Barışın devam etmesi halinde Avrupa-Asya işbirliği ve Avrupa-Amerika-Asya işbirliği daha da iyi hale gelecektir. Dünyadaki işbirliği daha iyi hale gelecektir” dedi.

 

             Dünyanın geçen 20 yıl zarfında zenginleştiğini söyleyen Demirel, 2000 yılında dünyanın geliri yaklaşık 40 trilyon dolarken, 2010 yılında 80 trilyon dolara çıktığını, 2030 yılında da 300 trilyonun üzerinde olacağını kaydetti.

 

             Süleyman Demirel, “Geçen 20 sene zarfında meydana gelen kalkınma hareketiyle dünya altın devrini yaşamıştır. Yüzde 5'e yakın kalkıma hızı sağlanabilmiştir. Ortadoğu'da meydana gelen Irak hadisesi ve Afganistan hadisesi dışında, şimdi de Kuzey Afrika'da meydana gelen iç meseleler dışında da çok fazla bir olayla karşılaşılmamıştır. Birleşmiş Milletler zemini bir takım şeyleri yerinde tutmaya başarılı olmuş, istendiği kadar olmamıştır, o yüzden de bir takım eleştiriler olmuştur” dedi.

 

             “DÜNYA ZENGİN VE FAKİR DİYE İKİYE BÖLÜNDÜ”

 

 2008 yılında başlayan ekonomik krizin bu altın devrin üstüne biraz gölge getirdiğini, ancak bunun ikaz olduğunu söyleyen Demirel, dünya ülkelerinin birbirine daha çok yaklaştığını belirtti.

 

             Bilgi ve enformasyon çağı açıldığını ifade eden Demirel, “Bilgi ve enformasyona dayanmayan etkinliklerin uzun süre devam etmesi mümkün olmayacaktır. Bu çağın değerini anlayabilen ülkeler bundan yararlandılar. Önümüzdeki 10 sene, önümüzdeki geçmiş 20 senenin iyi değerlendirmesinden yararlananların başarılı olacağı 10 senedir” diye konuştu.

 Dünyanın zengin ve fakir diye ikiye bölündüğüne, dünyadaki bugünkü 80 trilyon dolar gelirin yüzde 87'sini dünyanın yüzde 40'ının aldığına işaret eden Demirel, yoksul ülkeleri yoksul olarak devam ettirmenin mümkün olmadığını, Afrika'ya insanlığın daha fazla el uzatması gerektiğini söyledi.

           

            Dünyanın başka bir probleminin nüfus olduğunu, 2050 yılında 9,5 milyara ulaşacak nüfusu, dünyanın taşıyabilmesi gerektiğini ifade eden Demirel, karbon salınımına da işaret ederek, yerküreyi korumanın dünyanın birinci meselesi haline geldiğini anlattı. Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, “Yerküreyi korurken aç olamayız, insanlar hem tok olacak hem de yerküreyi koruyacak. Bütün bunlardan çıkan netice daha çok işbirliği” şeklinde konuştu.

 

            Türkiye'nin de daha yapması gereken şeyler bulunduğunu belirten Demirel, “İyi yapmadığı şeyler var, daha iyi yapması lazım gelen şeyler var. Her şeyi iyi yaptığımız falan kanaatinde değilim ben. Ama bir çok şeyi yaptığımız kanaatindeyim. Daha iyi yapmak için daha çok gayret sarf etmek lazım. İyi yapamadığımız şeylerden korkmayalım, endişe etmeyelim, 'şunu iyi yapamıyoruz, gelin bunu iyi yapalım' diyelim” dedi.

 

 

 

            AFGANİSTAN DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI BM VE ULUSLARARASI KONFERANSLAR MÜDÜRÜ ANWARZAİ:

            “TERÖR VE RADİKALİZM BÖLGEDE EN ÖNEMLİ TEHDİTLERİN

            BAŞINDA YER ALIYOR”

            “BÖLGEDE TERÖRİSTLERİN HALA DESTEKLENİYOR OLMASI, BÖLGESEL GÜVENSİZLİKLERİN VE İSTİKRARSIZLIKLARIN DA EN ÖNEMLİ SEBEBİ. EĞER BU DESTEKLER ORTADAN KALDIRILMAZSA, BU TEHDİDİN DE ÖNÜNE GEÇİLEMEZ”

 

            Afganistan Dışişleri Bakanlığı BM ve Uluslararası Konferanslar Müdürü Mohammed Awvar Anwarzai, terör ve radikalizmin bölgede en önemli tehditlerin başında yer aldığını belirterek, “Bölgede teröristlerin hala destekleniyor olması, bölgesel güvensizliklerin ve istikrarsızlıkların da en önemli sebebi. Eğer bu destekler ortadan kaldırılmazsa, bu tehdidin de önüne geçilemez” dedi.

 

 Marmara Grubu Vakfı tarafından İstanbul WOW Otel Konferans Salonu'nda düzenlenen “14. Avrasya Ekonomi Zirvesi” kapsamında düzenlenen “Küresel Terör ve Güvenlik” konulu oturumda konuşan Anwarzai, terör tehdidine karşı bütün devletlerin güvenlik ve istikrarı tesis etme sorumluluğu bulunduğunu, uluslararası kapsamlı stratejinin tüm dünyada etkili kılınmasıyla ancak terörle mücadelede etkin olunacağını söyledi.

 

             “Terör ve radikalizm bölgede en önemli tehditlerin başında yer alıyor” diyen Anwarzai, şunları kaydetti: “Bölgemizdeki ülkeler, şiddet içeren terör ve radikal hareketlerden derin şekilde etkilenmekte. Terör bu bölgeyi gerçek anlamda tehdit etmekte bu bölgenin ve dünyanın istikrarını da olumsuz etkilemekte. Şiddete başvurma ve radikalizm bölgeyi tehdit etmekle kalmamış, adeta küresel salgın hastalığa dönüşmüştür. Bu salgın hastalık uluslar ötesi örgütlü suçları da körüklemiş, insan, silah ve uyuşturucu madde kaçakçılığı da artırmıştır. Bu böyle devam ettirilemez.

 

            Hiç şüphe yok ki terör ve örgütlü suçlar, organize uluslararası suçlar, kara para, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı gibi faaliyetler arasında ciddi ilişki var. Maalesef ki teröristleri barındırmaya devam eden ülkeler hala bulunmakta, bu teröristler siyasi, lojistik, eğitim ve maddi olarak desteklenmektedir. Bölgede teröristlerin hala destekleniyor olması, bölgesel güvensizliklerin ve istikrarsızlıkların da en önemli sebebi. Eğer bu destekler ortadan kaldırılmazsa, bu tehdidin de önüne geçilemez.”

 

             Anwarzai, terörle mücadele için alınan önlemlerin, terörü engellemeye yönelik tedbirlerle birleşmesi gerektiğini de ifade ederek, şöyle devam etti: “Bizim çabalarımız ve müdahalelerimiz, yeni mekanizmaların kurulması ve mevcut mekanizmaların güçlendirilmesini beraberinde getirmeli. Daha fazla istihbarat paylaşımı gerçekleştirilmeli, ortak operasyonlar düzenlenmeli, kolluk kuvvetleri arasında işbirlikleri güçlendirilmeli, insan kaçakçılığının azaltılması konusunda etkin mekanizmalar hayata geçirilmeli. Terörün temel nedenlerini tanımlayabilmeli ve bu nedenlerle mücadele edebilmeliyiz. Kitle iletişim araçlarını kullanarak halka terörle ilgili bilgi vermeliyiz. Terörle mücadele eden ekipler modern ekipman ve teknolojiyle donatılmalı. Ülkeler terörle mücadelede bölgesel işbirliği konusunda istekli olmalı birbirinin toprak bütünlüğüne saygı göstermeli ve her türlü terör faaliyetini dışlamalıdır. Uluslararası faaliyetlere destek olmalı.”

 

             İç ve dış huzursuzlukları ortadan kaldırmada ve ihtilafları gidermede bölgesel ekonomik işbirliğinin etkin bir araç olabileceğine inandıklarını dile getiren Anwarzai, sürdürülebilir kalkınma ve refah için bölgesel işbirliğinin artırılması gerektiğini söyledi.

 

 

 

            KARADAĞ ESKİ İÇİŞLERİ BAKANI JUSUF KALAMPEROVİC:

            “HİÇ KİMSE TERÖR FAALİYETLERİNİ MAZUR GÖSTEREMEZ”

 

            Karadağ Eski İçişleri Bakanı Jusuf Kalamperoviç de hiç kimsenin kendisini terör gibi bir beladan tamamen uzakta ve ayrı düşünemeyeceğini ifade ederek, “Her birimiz terörün kurbanı haline gelebiliriz” dedi.

 

             Ülkesinin terör tecrübesi yaşamadığını, ancak bu tür bir saldırıya maruz kalabileceklerini dile getiren Kalamperoviç, o nedenle terörle mücadeleye destek olmaya çalıştıklarını, uluslararası sözleşmelere saygı gösterdiklerini, komşu ülkelerle suçluların iadesi ve sınır dışı edilmesiyle ilgili karşılıklı anlaşmalar imzaladıklarını anlattı.

 

             Terörizmin nedenlerine ilişkin çok şey dile getirildiğini, “köktendincilik, iktidar savaşı, dünyadaki adaletsizliklerin bir sonucu, küçük ulusların büyük uluslara verdiği tepki” gibi pek çok neden sayıldığına işaret eden Kalamperoviç, “Terörün çok farklı sebepleri var. Bunları ortadan kaldırmadıkça, masum insanlar ölmeye devam edecek” dedi. Kalamperoviç, bu nedenle terörle mücadeleye devletlerin yanı sıra tüm uluslararası örgütlerin ve bütün dini kurumların da destek olması gerektiğini kaydetti.“Masum insanların öldürülmesi hiç kimseyi cennete götürmez. Aynı zamanda intihar bombacıları da birer kahraman değil, ödlektir” diyen Kalamperoviç, hiç kimsenin terör faaliyetlerini mazur gösteremeyeceğini ve buradan bir kez daha terörün en büyük günah ve ayıp olduğu mesajını vermek isteklerini söyledi.

 

 

            AB ENERJİ KOMİSERİ MARIUS EUGEN OPRAN:

 

            AB Enerji Komiseri Marius Eugen Opran  siber terörizm konusunda bilgi verdiği konuşmasında, bu tür saldırılardan korunmak için AB'de özel birimler bulunduğunu söyledi. Seçim kampanyalarının kişisel bilgilerin ele geçirileceği özel bir dönem olduğuna işaret eden Eugen, bu tehdide karşı özel şifreleme yöntemlerinin kullanılması gerektiğini belirtti.

 

 

 

 

            MAKEDONYA CUMHURBAŞKANI'NIN EŞİ MAJA IVANOV:

             “ŞU ANDA TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİNDEN UZAK BİR NOKTADA

            BULUNUYORUZ. O YÜZDEN SÜREKLİ ÇALIŞMAMIZ,

             KARARLILIĞIMIZI SÜRDÜRMEMİZ GEREKİYOR”

            “GİDEREK ARTAN SAYIDA KADIN GÖRÜYORUZ Kİ SOSYAL HAYATA   DAHA AKTİF ŞEKİLDE KATILIM GÖSTEREREK EŞİTLİĞE KATKIDA BULUNUYOR”

 

            Makedonya Cumhurbaşkanı Gjorge Ivanov'un eşi Maja Ivanov, toplumsal cinsiyet eşitliğinden uzak bir noktada bulunulduğunu bildirerek, “O yüzden sürekli çalışmamız, kararlılığımızı sürdürmemiz gerekiyor” dedi.

            Maja Ivanov, Marmara Grubu Vakfı'nın düzenlediği “14. Avrasya Ekonomi Zirvesi”nde gerçekleştirilen, “Rol Model Olarak Lider Eşleri ve Kadın Politikalarına Etkileri” konulu özel oturumda yaptığı konuşmada, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sadece bir hedef olmadığını, onun da ötesinde yoksulluğun azaltılması, sürdürülebilir kalkınmanın teşvik edilmesi ve genel toplumsal refahın iyileştirilmesinde ön koşul olduğunu söyledi.

 

             Ivanov, “Giderek artan sayıda kadın görüyoruz ki sosyal hayata daha aktif şekilde katılım göstererek eşitliğe katkıda bulunuyor. Şu anda toplumsal cinsiyet eşitliğinden uzak bir noktada bulunuyoruz. O yüzden sürekli çalışmamız, kararlılığımızı sürdürmemiz gerekiyor. Bunu yaparken de modası geçmiş kavramları ortadan kaldırmayı başarabiliyor olmamız gerekiyor” diye konuştu.

 

            Ivanov, Makedon toplumundaki kadın imajının; bir taraftan yüzyıllardır devam eden eski zihniyet ve geleneklerin bir ürünü, diğer taraftan da son 20 yılda Makedonya'nın bağımsızlığı için çalışmış kadınlar ve onların siyasi irade, kararlılıkları olduğunu ifade etti. Ivanov, sosyal ve politik hayata entegre olmada sivil toplumun çok önemli rolü olduğunu vurguladı.

 

             Kadınlarla ilgili ülkesindeki çalışmalara da değinen Ivanov, Makedonya Cumhuriyeti'nin mevzuatında bir takım değişiklikler yaptıklarını, tek tek kanunlarla da değişiklikler olduğunu, 2006'da fırsat eşitliği kanununu benimsediklerini, 2007-2012 dönemini kapsayan cinsiyet eşitliği ulusal eylem planını oluşturduklarını anlattı.

 

            Ivanov, “Eşit temsili gerçekleştirebilmek için hala yapmamız gereken çok şey var. Memnuniyetle şunu da ifade etmeyelim ki kadınlar ülkemizde sağlık konusunda bir liderlik rolü üstlenmiş durumdalar. Kadınlara yönelik şiddet konusunda bir takım çalışmalar yaptık” dedi. Yürüdükleri yolda epey zorluklar bulunduğunu ifade eden Ivanov, “Gelecekteki faaliyetler için içimizde yeni güç kaynakları bulmamız gerekiyor” şeklinde konuştu.

 

            TBMM KADIN-ERKEK FIRSAT EŞİTLİĞİ KOMİSYONU BAŞKANI

            GÜLDAL AKŞİT:

 

            TBMM Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Başkanı Güldal Akşit de günümüzde toplumların kültürel yapıları ve gelişmişlik düzeylerine göre değişmekle birlikte kadın erkeklerle eşit veya erkeklerden daha fazla yük ve sorumluluk taşıdığını kaydetti.

 

            Akşit, kadınların pek çok durumda hem yasalar önünde hem de pratikte eğitim, istihdam olanakları, barınma ve çocukları üzerinde erkeklerle eşit hakka sahip olmadıklarını söyledi. Toplumun yarısını oluşturan ve çocukların eğitiminde temel role sahip kadınların bu durumunun kalkınma sürecini ve performansını da olumsuz etkilediğini dile getiren Akşit, “Kadın ve erkek arasında toplumsal cinsiyet açısından eşitsizlik vardır. Kadınlar ve erkekler doğuştan eşit haklara sahiptir, yasal haklar açısından eşit haklara sahiptir. Kadınlarla erkeklerle eşit haklara ve sorumluluklara sahip olmalıdır” dedi.

 

            Akşit, kadının statüsünün iyileştirilmesinin en önemli aşamasının kadını güçlendirmekten geçtiğini ifade ederek, kadının güçlendirilmesinin sadece kadınlara değil, herkese katkı sağlayacağını söyledi. Güldal Akşit, konuşmasında 2002 yılından bu yana Meclis'te kadınlara yönelik yaptıkları çalışmaları da anlattı.

 

            CHP ADANA MİLLETVEKİLİ NEVİN GAYE ERBATUR:

 

            CHP Adana Milletvekili Nevin Gaye Erbatur ise 12 Haziran'a kadar CHP Adana milletvekili olacağını, 12 Haziran'dan sonra emekli olacağını kaydetti Erbatur, kendisinin kadın hareketinden gelen birisi olduğunu dile getirerek, Türkiye'de yaşayan tüm kadınların erkeklerle eşit birey olması için çalıştığını, sadece Türkiye'de değil, dünyanın neresine gidilirse gidilsin, kadın erkek eşitliği olmadığını kaydetti. Kendilerinin kadın bakış açısı ve kadın duyarlılığı ile mücadele edeceklerini ve toplamda hak ettiği yerleri alacaklarını belirten Erbatur, “Ben şanslı bir insanım, bu ülkede Atatürk'ün kurduğu bir partide iki dönem üst üste milletvekilliği yaptım. Ama benim sahip olduğum şartlara sahip olmayan kız çocuğunun bu şartları yakalamaları mümkün değil” dedi.Erbatur, siyasetin sadece parlamentoda yapılmadığını, hayatın her alanında yapıldığını dile getirerek, “Onun için nerede olursak olalım bir baş olalım yönetici olalım. Biz kadın deneyimini ancak yönetici olursak hayata yansıtabiliriz. Kadınların yükselmesini engelleyen cam tavanlar var. Artık o tavanlar kırılmayı bekliyor. Biz de o tavanları kıralım, yönetici olalım, erkeklere kadınlar nasıl yönetirmiş gösterelim, rol model olalım” diye konuştu.

 

            MHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ VE ESKİ İÇİŞLERİ BAKANI

            MERAL AKŞENER:

 

            MHP İstanbul Milletvekili ve Eski İçişleri Bakanı Meral Akşener de kendisinin kadın kotasını savunan kadın parlamenterlerden olduğunu ifade ederek, bu seçimlerde partisinin üç ilin birinci sırası ile 4 ilin 2. sırası adaylarının kadın olduğunu kaydetti.

 

             Meral Akşener, “Seçilirsem parlamentonun en eski kadın milletvekili ben olacağım. Politikada kalıcı kadın siyasetçi yok. Meclis'e çok kadın girecek ama hepsi ilk defa” dedi.

 Milli dalgıç Şahika Ercümen de küçükken astım hastası olduğunu ve nefes almakta zorluk çektiğini ifade ederek, su ile tanıştıktan sonra bütün hayatının değiştiğini anlattı.

 Bu arada panelin sonunda dünyanın her yerinde şiddet kurbanı olan kadınların anısına mum yakma töreni düzenlendi.

 

 

         

AZERBAYCAN ENERJİ BAKANI NATIK ALİYEV:

            “BAKÜ-TİFLİS-CEYHAN BORU HATTININ DEVREYE GİRMESİNDEN SONRA AZERBAYCAN BÖLGESEL GELİŞMEDE ETKİLİ HALE GELDİ VE ENERJİ GÜVENLİĞİ AÇISINDAN ÖNEMLİ ROL OYNAMAYA BAŞLADI”

 

            Azerbaycan Enerji Bakanı Natık Aliyev, Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı'nın devreye girmesinden sonra Azerbaycan'ın bölgesel gelişmede etkili hale geldiğini ve enerji güvenliği açısından önemli rol oynamaya başladığını söyledi.

 

             Aliyev, “14. Avrasya Ekonomi Zirvesi”nin enerji oturumunda yaptığı konuşmada, temiz ve ucuz enerji hizmetlerinin küresel refah için son derece önemli olduğunu söyledi.

 Nüfusun hızla artmasının enerji talebinin artmasına yol açtığını, 2010'da yılında 6,7 milyar olan dünya nüfusunun 2025'te 8,5 milyara çıkmasının beklendiğine işaret eden Aliyev, 21. yüzyılda hala milyarlarca insanın elektrik imkanına sahip olmadığını, 2009 raporuna göre 3 milyardan fazla kişinin modern pişirme ve ısınma yakıtlardan yoksun olduğunu söyledi.

 Aliyev, küresel ekonomik faaliyetler ve nüfus artışının farklı enerji hizmetlerine duyulan talebi artırdığını, hidrokarbon ihtiyacının da büyümeye devam edeceğini kaydetti.

 

             Ülkesindeki ekonomik veriler hakkında da bilgi veren Aliyev, 2006'dan bu yana ekonomide yüksek gelişmenin sürdüğünü, özellikle enerji sektörünün gelişmesinde önemli adımlar atıldığını vurguladı.

 

            Aliyev, son yıllarda GSYİH'nın yılda yüzde 20-30 oranında arttığını, 2010'da 51,8 milyar dolara ulaştığını söyledi. Ham petrol ürünlerinin ihracat içindeki payının yüzde 91 düzeyinde olduğunu belirten Aliyev, “2011'de 51,4 milyon tonluk ham petrol üretimi amacını taşıyoruz. Bunun 6,2 milyonu Türkiye'ye ihraç edilecek” dedi. Azerbaycan'ın bölgede en yüksek ham petrol kapasitesine sahip ülkelerden biri olduğunu, gaz ve petrol rezervlerinin kendisine yeterli olduğunu anlatan Aliyev, Azerbaycan'ın bölgesinde hem doğalgaz ve ham petrol ihracatçısı hem de enerji güvenliğini teminat altına alan ülkelerden biri olduğunu belirtti.

 

             Aliyev, “Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı'nın devreye girmesinden sonra Azerbaycan bölgesel gelişmede etkili hale geldi ve enerji güvenliği açısından

 önemli rol oynamaya başladı” dedi. Azerbaycan'ın petrol üretiminde 2004'den bu yana 3 kattan fazla artış olduğunu, günlük 300 bin varilden 1,1 milyon varile çıktığına işaret eden Aliyev, AB üyesi ülkelerin yaklaşık 300 milyar metreküp doğalgaz ithal ettiğini, bunun gaz tüketiminin yüzde 6'sına denk geldiğini belirterek, şunları söyledi:

 “Gelecekte AB'nin petrol tüketimi azalacak. Önümüzdeki 20 yıl içinde buna ciddiyetle bakılmalı. En iyimser tahminlerle 2020 yılında Norveç ihracatı 300 milyar metreküpten 120 milyar metreküpe düşecek gibi görünüyor. Bu nedenle tedarik kaynakları çok iyi idare edilmeli, çok iyi işbirliği sağlanmalı.”

 

             Aliyev, Azerbaycan gazının Türkiye topraklarından geçişine ilişkin anlaşmanın geçen Haziran ayında İstanbul'da imzalandığını ve bu anlaşmayla Hazar, Karadeniz ve Akdeniz bölge ülkeleri arasında işbirliğinin güçlendirilmesinin amaçlandığını ifade ederek, “Bu sayede ilave ek gaz üretmek ve farklı yönlerde farklı batı pazarlarına gaz temin etmek hedeflendi” dedi.

 

 

            AVUSTURYA ESKİ BAŞBAKAN YARDIMCISI ERHARD BUSEK:

             “ENERJİ BÜYÜK İHTİMALLE GELECEKTE ÇOK PAHALI OLACAK.

            UCUZLAMASI BEKLENMİYOR”

 

            Avusturya eski Başbakan Yardımcısı Erhard Busek de enerjinin siyasi açıdan da ekonomik kalkınma açısından da önemli olduğunu, bu nedenle sürekli gündemin en ön sırasında yer aldığını söyledi.

 

             Libya lideri Kaddafi'nin enerji nedeniyle dünyadaki pek çok lider tarafından kabul gördüğünü, ancak ülkesinde yaşanan olaylar nedeniyle medyada artık diktatör olarak görüldüğüne işaret eden Busek, “Enerjinin kıymeti, insan haklarından daha kıymetli” dedi.

 

            Busek, Japonya'daki gelişmelerin bütün dünyanın atom enerjisi tesislerine güvenlik nedeniyle daha yakından bakmasını gerektirdiğini, ancak bunun alternatiflerinin ne olması gerektiğinin de etraflıca tartışılması gerektiğinin altını çizdi.

 

            Petrol ve doğalgaz gibi enerji kaynaklarının geleceğini düşünmenin gerekli olduğunu, ancak alternatif enerji kaynaklarının da düşünülmesi gerektiğini dile getiren Busek, siyasetçilerin yeşil çevreci bakış açısını saygıyla karşıladığını, ancak rüzgar ve güneş gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının tüketiciyle nasıl buluşturulacağının da bir soru olduğunu söyledi.

 

            Busek, “Sürdürülebilirlik ve yenilenebilirliği ne ölçüde sağlayacağız. Enerji büyük ihtimalle gelecekte çok pahalı olacak. Ucuzlaması beklenmiyor. Daha da pahalı olacak. Enerji maliyetleri artarken, bu maliyetleri kim ödeyecek” diye konuştu.

 

 

            AZERBAYCAN MECLİS BAŞKAN YARDIMCISI VALEH ALESKEROV:

 

             Azerbaycan Meclis Başkan Yardımcısı Valeh Aleskerov ise konuşmasında petrol fiyatlarının yükselmesinin spekülatif oyuncuların siyasetinin neticesi olduğunu belirtti.

 Petrol üretiminin arttığını, her zamankinden fazla üretim için yeterli kuyular bulunduğunu, siyasetçilerin, hükümetlerin, devletlerin bu spekülatif oyunlara karşı tedbir alması gerektiğini söyledi.

 

 

            BOSNA-HERSEK ENERJİ BAKANI VAHİD HECO:

           

             Bosna-Hersek Enerji Bakanı Vahid Heco da enerji fazlalıklarını bütün ülkelere dağıtabileceklerini söyleyerek, enerji alanında yatırımcıları ülkesine davet ederek, “İtalya, Türkiye ve Yunanistan gibi ülkeler enerji ihtiyacı olan ülkelerdir. İleride bunun yatırımlarını finanse edebilecek kuruluşların Bosna'ya gelmelerine inanıyoruz. Bosna-Hersek her türlü anlaşmaya hazır. Enerjiye yatkın suyumuz bol” şeklinde konuştu.

 

 

            BELÇİKA DEVLET BAKANI EMİR KIR:

           

            Belçika Devlet Bakanı Emir Kır, Japonya'daki felaketin, nükleer enerjinin ideal bir alternatif olmadığını, gelecek için nükleer enerjinin mutlaka dikkatli ve az kullanılması, çok tedbirli olunması gerektiğini ortaya koyduğunu belirtti.

 

 

            NABUCCO KURUMSAL İLETİŞİM DİREKTÖRÜ CHRISTIAN DOLEZAL:

 

            Nabucco Kurumsal İletişim Direktörü Christian Dolezal da Türkiye'nin boru hattı projelerinde önemli role sahip bulunduğu belirterek, “4 milyar avroluk bir altyapı yatırımından bahsediyoruz. Bu yatırımlar açısından itici güce sahip” dedi.

 

            2015-2016 başında gazı taşımaya başlamayı hedeflediklerini ifade eden Dolezal, “Türk topraklarında da önemli gelişmeler kaydettik. Türkiye hükümeti yetkilileri bize çok yardımcı oldular” diye konuştu.

 

 

            AKKUYU NÜKLEER SANTRALİ GENEL MÜDÜRLÜK YETKİLİSİ    ALEXANDER SUPERFIN:

 

            Akkuyu Nükleer Santrali'nin yapımını üstlenen GM şirketi yetkilisi Alexander Superfin, nükleer enerjinin enerji yelpazesinde büyük yer teşkil ettiğini belirterek, “Eğer Türkiye teknolojik açıdan dünyada en gelişmiş ülkelerden biri olmaya adaysa o zaman nükleer enerji vazgeçilmez bir şey” değerlendirmesinde bulundu.

 

             Akkuyu Nükleer Enerji Santrali projesiyle ilgili, projenin finansmanının sağlanması ve bir takım ilkelerin oturtulması için bu yıl ve gelecek yıl için de bir takım önemli adımlar atılacağını ifade eden Superfin, “Sermaye harcamaları 20 milyar dolar. Projede, Rus tasarımı olan dünyanın en gelişmiş nükleer reaktörlerinden birini kullanacağız. Çok fazla pasif güvenlik tedbirleri var. Fukuşima santrali 40 yıl önce tasarlandığında güvenliğe dair dikkate alınmayan bir çok unsur bu tasarımda dikkate alınmış durumda... Bunlar Fukuşima'da gördüğümüz felaketler gibi felaketlerin önüne geçebilecek tedbirler” diye konuştu.

 

             Projenin beş paydaş tarafından finanse edileceğini, inşaatın 2013 ortasında başlayacağını ve ilk ünitenin 2018 sonu veya 2019 başında biteceğini anlatan Superfin, projenin Türk yükleniciler ve tedarikçiler için inanılmaz fırsat doğuracağını, yerel tedarikçilerin bu projenin yüzde 30-35'ine dahil olabileceklerini, dolayısıyla Türkiye ekonomisinin, Akkuyu ekonomisinin bir patlama yaşamasını sağlayacağını anlattı.

 

 

            ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ:

            “İSTANBUL'DA BOĞAZLARDAN GEÇİŞİN YENİ BİR PROJEYLE BERABER

            HAFİFLETİLMESİ KANAATİNDEYİM. 8 BİN 500 YILLIK TARİHİYLE VE

            BÜTÜN GÜZELLİKLERİYLE BERABER İSTANBUL'UN MUTLAKA KORUNMAYA İHTİYACI VARDIR”

 

            Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, İstanbul'da Boğazlardan geçişin yeni bir projeyle beraber hafifletilmesi kanaati taşıdığını, 8 bin 500 yıllık tarihiyle ve bütün güzellikleriyle beraber İstanbul'un mutlaka korunmaya ihtiyacı olduğunu belirtti.

 

             Yıldız, Marmara Grubu Vakfı tarafından düzenlenen, “14. Avrasya Ekonomi Zirvesi”nde yaptığı konuşmada, enerji politikalarının bugün artık uluslararası ilişkilerden arındırılamayacak kadar büyük işleri ihtiva ettiğini söyledi.

 

             Türkiye'nin doğusunda kaynakların yüzde 65'inin bulunduğunu, batısında da tüketimin neredeyse yüzde 65'inin olduğunu ifade eden Yıldız, o yüzden gerek bölgesel ve küresel aktörlerin gerekse enerji hedeflerinin mutlaka iyi irdelenmesi gerektiğini, Türkiye'nin bu anlamda hem enerji politikalarını hem de stratejilerini net olarak ortaya koyduğunu kaydetti.

 

            Türkiye'nin 2010 yılındaki büyüme rakamının yüzde 8,9 civarında gerçekleştiğini anımsatan Yıldız, “Bu şu demek, yaklaşık 4 bin megavat civarında üretim santralini devreye almak demek. Yani hemen hemen her yıla karşılık gelen bir nükleer santral miktarı kadar büyüyor olmamız lazım. Bizim Rusya federasyonu ile beraber yaptığımız nükleer santral yalnızca Türkiye'nin hemen hemen o yıllarda 2019-2020'deki bir yıllık büyümesine denk gelebilecek rakam” dedi.

 

             Yıldız, hem Türkiye'nin hem de bölgenin çok fazla enerjiye ihtiyacı bulunduğunu, özellikle Ortadoğu'da Suriye, Irak, Lübnan, Ürdün, Mısır, Libya'ya doğru gidildiğinde de mutlaka enerji ihtiyacının yaşanabilir ve sürdürülebilir bir halde olmasını sağlamak için ciddi bir şekilde yatırım yapmak gerektiğini vurguladı.

 

            “ENERJİ BAŞLIĞI AÇILMADI”

 

             AB üyesi olma yolunda çok fazla işlem yaptıkları bu ortamda çevre başlığı açılmış olmasına rağmen enerji başlığının açılmadığını söyleyen Yıldız, “Bunun da teknik sebeplerden kaynaklanmadığının son derece net anlaşılabilir bir şekilde tekrar vurgulanması gerekir. Avrupa'daki elektrikteki enterkonneksiyonun test çalışmalarını Türkiye bitirmiştir. Hem elektrikte hem doğalğazda hem de ana enerji kaynakları tedarikinde Avrupa ile ciddi entegrasyon içerisindedir” diye konuştu.

            Yalnızca Enerji Bakanlığı olarak her hafta minimum 4 veya 5 ülkeyle enerji görüşmeleri yaptıklarını ifade eden Yıldız, şunları söyledi:

 

            “Türkiye, hem bölgesinin hem de gelişen dünyada önemli bir enerji aktörü olmayla alakalı stratejik çalışmalarını sürdürmektedir. Aynı zamanda Türkiye hem yerli hem de yenilebilir enerji kaynaklarının son derece modern ve teknolojik cihazlarla beraber Türkiye'ye adaptasyonunu sağlamaktadır. Rüzgar enerjisi ile alakalı 2010 yılındaki gelişmelerle Türkiye, Meksika'dan sonra ivmesi en yüksek, en fazla yatırım yapan ülke konumuna gelmiştir. Bu 2011 ve 2012'de de hız kesmeden devam edecektir.”

 

             İstanbul'da Boğazlardan geçişin yeni bir projeyle beraber hafifletilmesi kanaatinde olduğunu söyleyen Yıldız, “Petrol ve ürünleri yaklaşık 150 milyon ton civarında bir geçişe sahne olmaktadır. 8 bin 500 yıllık tarihiyle ve bütün güzellikleriyle beraber İstanbul'un mutlaka korunmaya ihtiyacı vardır. Mevcut müktesep anlaşmalara herhangi bir zede, herhangi bir haller getirmeksizin bunu inşallah yapacağımız kanaatindeyim” diye konuştu.

 

 

            BULGARİSTAN 3. CUMHURBAŞKANI PETAR STOYANOV:

             AVRASYA DÜNYANIN EN DİNAMİK BÖLGELERİNDEN BİRİ HALİNE

             GELİYOR. AVRASYA BÖLGESİ AMERİKA'NIN GÜCÜNÜ BİLE

            GÖLGEDE BIRAKIYOR”

            “DOĞU AVRUPA'DA BAŞLAYAN KOMÜNİZMİN ÇÖKÜŞÜ KUZEY

             AFRİKA'DAKİ OLAYLARLA SON NOKTASINA ULAŞTI”

 

            Bulgaristan 3. Cumhurbaşkanı Petar Stoyanov, Avrasya'nın dünyanın en dinamik bölgelerinden biri haline geldiğini belirterek, “Avrasya bölgesi Amerika'nın gücünü bile gölgede bırakıyor” dedi.

 

            Stoyanov, Marmara Grubu Vakfı tarafından düzenlenen “14. Avrasya Ekonomi Zirvesi”nin ikinci gününde gerçekleşen “Çağımızın Bilge Adamları Oturumu”nda yaptığı konuşmada, Avrupa'da komünizmin sonsuza kadar çöktüğünü söyledi.

 

             “Avrasya'da ne oluyor?” diye baktıklarında geçen son bir yılın çok önemli olduğuna işaret eden Stoyanov, “Doğu Avrupa'da başlayan komünizmin çöküşü Kuzey Afrika'daki olaylarla son noktasına ulaştı” diye konuştu. Stoyanov, 20 yıl önce bazı meseleleri açıklamak için kullanılan paradigmaların artık geçersiz olduğuna işaret ederek, eskiden insanların en güçlü ordunun olduğu ülkede yaşamanın güvenli olduğunu düşündüklerini, ancak demir perdenin kalkması ve Kuzey Afrika'daki olayların insanların mutluluğunun artık sadece bir toprağa veya orduya değil, yurt dışını serbestçe ziyaret edebilmelerine, kendilerini ifade edebilmelerine bağlı olduğunu gösterdiğini kaydetti.

 

             Dünyanın bundan sonra hangi yönde ilerleyeceği sorusunun yanıtını henüz veremeyeceğini ifade eden Stoyanov, dünyada yeni siyasi yaklaşıma ihtiyaç bulunduğunu belirtti. Stoyanov, “Avrasya dünyanın en dinamik bölgelerinden biri haline geliyor. Dünya nüfusunun yüzde 75'i Avrasya bölgesinde yaşıyor. Enerji tedarikinin yüzde 75'i yine bu bölgede. Avrasya bölgesi Amerika'nın gücünü bile gölgede bırakıyor” dedi.

 

            ROMANYA 3. CUMHURBAŞKANI EMIL CONSTANTINESCU:

            “TÜRKİYE AVRASYA'DA TÜRK DÜNYASI İÇİN BİR AMİRAL GEMİDİR”

 

            Romanya 3. Cumhurbaşkanı Emil Constantinescu da komünizm karşıtı devrimlerin 20. yılını yaşadıklarını, dünyanın çok kutuplu olarak nitelendirilebileceğini belirtti.Constantinescu, “ABD gibi süper güç sadece tek başına hareket edemez, diğer güçlerle hareket edebilir. Batı dünyası da kendi içinde çok kutupludur, eşit değildir” dedi. Estonya 3. Cumhurbaşkanı Arnold Rüütel de Türkiye'nin Asya ile Avrupa kıtası arasında denge unsuru olduğunu belirtti. İstikrarsızlığın uluslararası terörizm için bir meydan sağladığına işaret eden Rüütel, “Bu durum şu anda birçok Arap ülkelerinde meydana gelmiştir. Aynı şartlar bulunuyorsa bu durum diğer bölgelere de sıçrayabilir” dedi.

 

 

            MOĞOLİSTAN 2. CUMHURBAŞKANI NATSAGIIN BAGABANDI:

 

             Moğolistan 2. Cumhurbaşkanı Natsagiin Bagabandi ise eğitimin her bir ülkenin gelişmesi için amiral gemi olduğunu belirterek, “İnsanlara nasıl zenginlik yaratabileceğinin eğitimini vermek çok önemli. Ülkeler eğitim sistemlerini yenilerlerse o zaman insanlar okyanusun en derinliklerinde bile yangın ve ateş bulabilirler” diye konuştu.

 

 

            GAGAVUZYA CUMHURBAŞKANI MIHAIL FORMUZAL:

 

            Gagavuzya Cumhurbaşkanı Mihail Formuzal, dünyada her iki haftada bir ulus ve dinin yok olduğunu, dünyanın bu anlamda çok daha fakirleştiğini ifade etti. Gagavuzya'nın da şu anda çok zor durumda bulunduğuna işaret eden Formuzal, “UNESCO bizim halkımızı, ulusumuzu artık 'yok olma eşiğinde olan ulus ve dil' olarak adlandırmaktadır. Umuyorum ki bu zirvede birçok önemli ortak bulabilirim ve bu ortaklarla birlikte Gagavuzya'yı geliştirebiliriz. Yatırımcılara çok iyi teşvikler veriyoruz” dedi.

 

            Türkiye'nin Avrasya'da Türk dünyası için bir amiral gemi olduğunu söyleyen Formuzal, “Siyasi ve ekonomik süreçler artık Türkiye nezdinde olmaktadır. Küçük bir ülke olarak biz de bu süreçlere yardımcı olmak isteriz” şeklinde konuştu.

 

 

            KOSOVA 1. CUMHURBAŞKANI FATMIR SEJDIU:

            “BİZİM ÜLKEMİZ BALKANLAR'DA SCHENGEN UYGULAMASI

             OLUŞTURULMASI KONUSUNDA SON DERECE İSTEKLİDİR. BU    SERBEST ULAŞIMIN SAĞLANMASI BÖLGEDE YATIRIMLARI    ARTIRACAKTIR”

 

             Kosova 1. Cumhurbaşkanı Fatmir Sejdiu de “Balkan Schengen'i” oluşturmanın en önemli hedeflerinden biri olduğunu kaydetti. Sejdiu, “Kosova bu konudaki sorumluluğu üstlenmeye hazırdır. Ben bu toplantıda bir çağrıda bulunmak istiyorum; lütfen bölgemizi Avrupa'nın ayrılmaz parçası haline getirelim. Bizim ülkemiz Balkanlar'da Schengen uygulaması oluşturulması konusunda son derece isteklidir. Bu serbest dolaşımın sağlanması bölgede yatırımları artıracaktır” dedi.

 Sırbistan ile de sağlıklı ilişkiler geliştirmek istediklerini söyleyen Sejdiu, “Şimdiye kadar çeşitli trajediler yaşanmış olabilir, ancak affetmek insana özgüdür. Her iki ülke de birbirinin toprak bütünlüğüne saygı duymak zorundadır. Komşularımızın tanınması bölgede barış sürecinin de temellerini atacaktır” diye konuştu.

 

            Sejdiu, Kosova'da işsizlik oranlarının da yüzde 40 olduğunu, bunu ortadan kaldırmak için yabancı yatırımların teşvik edilmesi gerektiğini kaydetti.

 

 

            ARNAVUTLUK CUMHURBAŞKANI TOPİ:

             “BARIŞ VE İSTİKRARIN TESİS EDİLMESİNDE ENERJİ ALANINDA

            İŞBİRLİĞİ SAĞLANMASI BÖLGEDE ÇOK ÖNEMLİ”

 

            Arnavutluk Cumhurbaşkanı Bamir Topi, Avrasya bölgesindeki ülkeler arasında işbirliğinin önemine işaret ederek, “Barış ve istikrarın tesis edilmesinde enerji alanında işbirliği sağlanması bölgede çok önemli” dedi.

 

             Marmara Grubu Vakfı tarafından düzenlenen 14. Avrasya Ekonomi Zirvesi'nin ikinci gününde 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in moderatörlüğünü yaptığı “Çağımızın Bilge Adamları” oturumunda konuşan Topi, Arnavutluk ile Türkiye arasındaki köklü geleneğe dayanan kardeşlik ilişkilerinin siyasi, ekonomik ve insani ilişkiler gibi çok farklı alanlarda geliştiğini ve Türkiye'nin Arnavutluk'un en önemli stratejik ortaklarından biri olmaya devam ettiğini söyledi.

5

 

             Türkiye ile ilişkilerin daha da geliştirilmesinin kendileri için önemli olduğunu ifade eden Topi, “Güvenlik, barış ve ekonomik alanlarda ortak çalışmalara imza atmak bizim için önemli. Dış politikada da Türkiye ile ilişkileri pekiştirmek önemli hedeflerimizden biri” dedi.

 Topi, giderek küreselleşen dünyada, bu toplantının Karadeniz ve Karadeniz dışında kalan coğrafyada enerji gibi alanlarda işbirliğinin ne kadar önemli olduğunu vurgulaması açısından son derece önemli olduğunu ifade ederek, “Barış ve istikrarın tesis edilmesinde enerji alanında işbirliği sağlanması bölgede çok önemli” diye konuştu.

 

             Arnavutluk'un tarihi koşullardan dolayı Balkanlar ve Avrupa'nın en fakir ülkesi olarak kaldığını, ancak geçen 10 yılda yıllık yüzde 6 büyümeyi başardığını anlatan Topi, ülkesindeki bankacılık, ulaştırma, iletişim ve turizm faaliyetleri hakkında bilgi verdi. Topi, ülkesindeki yatırım ortamındaki iyileşmelere de işaret ederek, amaçlarının insan mal ve sermaye akışını Balkan ülkeleri arasında kolaylaştırmak, Asya ve Avrupa'da yaymak olduğunu söyledi.

 

             Geçen 6 yıl içinde dünya ekonomisinin bazı iniş çıkışlara rağmen 45 yıl içinde hızlı büyüme gösterdiğini, geçen 25 yıl içinde 350 milyon kişinin yoksulluk sınırının üzerine çıkarıldığını anlatan Topi, bunun büyük bir başarı olduğunu, geçen 5 yıl içinde dünyada ortalama kişi başına düşen gelirin hiçbir zaman ulaşılamayan rakamlara ulaşmasının da kendilerini umutlu kıldığını kaydetti.

 

 

            “URANYUM ALANINDA GENİŞ KAPSAMLI İŞBİRLİĞİ KURABİLİRİZ”

 

            Moğolistan eski Cumhurbaşkanı Punsalma Ochırbat da, enerji, ekonomi, çevre ve eğitim gibi konuların 21. asrın sürdürülebilir gelişim konuları olduğunu tüm süreçlerde işbirliği fırsatları bulunduğunu söyledi.

 Enerji ihtiyaçlarının seneden seneye arttığını, bu kadar yükselen enerji ihtiyaçlarını çevreye zarar vermeden nasıl karşılayabilecekleri konusunun önemli olduğunu dile getiren Ochırbat, 2050'ye kadar yenilenebilir enerjinin daha çok pay alacağını, ancak geleneksel enerjiye göre daha pahalı olacağını söyledi.

 

             Ochırbat, insanların mutlaka çevre ve ekonomi alanında zararı olmayacak akıllı teknolojileri bulacaklarını kaydetti. Enerjide kömürün yanı sıra atom enerjisinin de bulunduğunu, ancak Japonya'da deprem sonrası yaşanan trajedinin bu enerji kaynağına daha dikkatli bakmaya başlanmasına neden olduğunu ifade eden Ochırbat, atom enerjisinin her şeye rağmen gelişmeye devam edeceğini, bu santralleri nerede, nasıl kurmak ve güvenliğini nasıl sağlamak gerekir gibi konuları çok daha dikkatli değerlendirmek gerektiğine işaret etti.

 

             Ochırbat, ülkesindeki uranyum yatakları hakkında da bilgi vererek, uranyumda pazar ihtiyacının ve fiyatların yükseldiğini, bu konuda ülkesiyle uranyumun üretim ve işletilmesi konusunda işbirliği yapmak isteyen ülkelerin sayısının arttığını belirtti. “Uranyum alanında geniş kapsamlı arama ve işbirliği kurabiliriz” diyen  Ochırbat, bugün barışçıl anlamda kullanılan ve ekonomik anlamda stratejik bir  madde olan uranyumun ülke ekonomisi için de çok önemli olduğunu ve Rusya, Çin, ABD, Fransa, Japonya ve Güney Kore ile uranyum konusunda işbirliği anlaşması yapıldığını kaydetti.

 

            ROMANYA ESKİ CUMHURBAŞKANI ION ILIESCU:

            “BAZI ARAP ÜLKELERİNDE CİDDİ DEĞİŞİMLER YAŞANIYOR. TÜRKİYE BU ÜLKELER İÇİN MODEL ÜLKE OLABİLİR

 

            Romanya eski Cumhurbaşkanı Ion Iliescu da, dünyanın 20 yıllık zaman içinde çok değiştiğini, küreselleşmenin teknolojik ilerlemenin de fitilini yaktığını söyledi.

 Geçen 20 yılda tek kutuplu bir dünyanın ortaya çıktığını ve ABD'nin tek süper güç olarak dünyaya hakim olduğunu anlatan Iliescu, yaşanan karmaşık problemlere BM ve diğer uluslararası kurumların cevap vermekte yetersiz kaldığını, bu nedenle yeni kurumların ortaya çıkmaya başladığını kaydetti.

 

             Iliescu, bu süreçte kazanan ve kaybedenlerin ortaya çıktığını, kalkınmayla birlikte sosyal uçurumların da oluştuğunu belirterek, “Dengeli paylaşması öğrenmek durumundayız. Ekonomik büyümeyi, kalkınmanın meyvelerini eşit ve adaletli bir şekilde paylaşmayı öğrenmeliyiz. Demokrasi ve kapitalizm arasından denge kurmayı başarmalıyız. Siyasi liderler piyasa dinamiklerini göz ardı etmemeli. Aksi takdirde krizler kaçınılmaz oluyor. 20 yıl sonra piyasa fetişizminin de hatalı olduğunu gördük. Devletin ekonomiye hiç müdahale etmemesi yanlıştı. Zaman zaman devlet müdahalesi gerekiyor. Ne kadar ciddi krizler çıktığını gördük. Geçtiğimiz dönemde gerçekleşen krizlerin en önemli sebeplerinden biri dengesizlik” dedi.

 Birleşmiş bir Avrupa'nın cazip gelmesinin en önemli nedeninin sosyal piyasa ekonomisini geliştirmesi olduğunu, ancak pek çok kişinin bu modeli bozmaya çalıştığını anlatan Iliescu, “Ekonomi başlı başına bir hedef değildir. Ekonominin hedefi halka, toplumlara hizmet edebilmektir. AB'nin de kendi sosyal modelini savunması gerekir. AB'nin en temel hedefi Batı ve Doğu Avrupa arasındaki uçurumu gidermek olmalıdır” diye konuştu.

 

             Iliescu, Türkiye'nin bölgesindeki önemine de işaret ederek, şunları söyledi: “Bazı Arap ülkelerinde ciddi değişimler yaşanıyor. Bu değişimlerin faydalı olabilmesi için daha fazla özgürlük, refah ve istikrar sağlanmalı. Güçlü otoriter rejimlerin devri artık kapanmıştır. Görünürde demokrasi olan rejimlerin de olması yeterli değil. Türkiye bu ülkeler için model ülke olabilir. Burada sadece Ankara'nın siyasi idaresi değil, Türk halkının da reformları desteklediğini unutmamak gerekiyor. Vatandaşlar ve siyasetçiler arasındaki bağ, Türkiye'de son derece güçlü. Diğer ülkelerin Türkiye'den öğrenecekleri bir unsur da bu.”

 

 

            MAKEDONYA CUMHURBAŞKANI İVANOV:

             “AVRUPA VE ASYA ÜLKELERİ OLARAK KÜLTÜREL VE EKONOMİK OLARAK PEK  ÇOK ALANDA KÖPRÜLERLE BAĞLIYIZ. ENERJİ BAĞIMLILIĞINI BİRBİRİMİZ  ARASINDAKİ ENERJİ İLİŞKİLERİNE DÖNÜŞTÜRMEYİ BAŞARMALIYIZ”

             “O NEDENLE ENERJİ SEKTÖRÜNDE BAĞLANTILAR KURMAK,   PETROL VE DOĞALGAZ AĞLARINI BU BÖLGEYE YAYMA SORUMLULUĞUMUZ OLMALI”

 

            Makedonya Cumhurbaşkanı Gjorge Ivanov, Avrupa ve Asya ülkeleri olarak kültürel ve ekonomik olarak pek çok alanda köprülerle bağlı olduklarını belirterek, “Enerji bağımlılığını birbirimiz arasındaki enerji ilişkilerine dönüştürmeyi başarmalıyız. O nedenle enerji sektöründe bağlantılar kurmak petrol ve doğalgaz ağlarını bu bölgeye yayma sorumluluğumuz olmalı” dedi.

             

            İvanov, Marmara Grubu Vakfı'nca düzenlenen 14. Avrasya Ekonomi zirvesi'nde “Çağımızın Bilge Adamları Oturumu”nda yaptığı konuşmada, Avrupa-Atlantik ekseninde komşularıyla iyi ilişkiler geliştirmeye devam edeceklerini, bunun öncelikli stratejileri olduğunu söyledi.

           

             Gelişme açısından 3 öncelikleri bulunduğunu, bunların da Avrupa, ekonomi ve enerji olduğunu ifade eden İvanov, NATO ve AB'ye üyelik konusunda stratejiye de bağlı olduklarını söyledi.

 

             İvanov, Makedonya'nın bütün gücü ve potansiyeliyle ekonomik gelişme için konumlandığını, ülkenin makroekonomik anlamda stabil olduğunu, son 3 yılda finans, eğitim, tarım ve enerji gibi çeşitli reformlar gerçekleştirdiklerini belirtti.

 Enerji olmadan büyümenin mümkün olmadığına da işaret eden İvanov, “Ekonomik kalkınma bizim en önemli hedefimiz. Enerji güvenliği olmadan bu kalkınmayı sağlamamız mümkün değil. Ülkemiz uluslararası arenada enerji koridorunda yerini aldı. Bu, ucuz enerji sağlamak için iş dünyamız açısından yeni fırsatların kapısını açacak. İmalat maliyetlerinin azaltılması konusunda da enerjiye yatırım yapmaya devam edeceğiz. Ekonomik istikrar ve ülkemizin geleceği için bunu yapacağız.”

 

             İvanov, Makedonya'da yenilenebilir ve çok zengin işlenmemiş doğal kaynakların yanı sıra çok fazla güneşli gün ve 19 jeotermal alana sahip olduğunu belirterek, bu kaynakların büyümelerine yardımcı olacağına inandığını söyledi.

 

             Bu alanlarda yatırımcıları güçlü şekilde destekleyeceklerini, misyonunun AB'ye tam üyelik, istikrarlı bir ekonomi, vatandaşların sürdürülebilir ekonomiden dengeli şekilde pay alması, uzun vadeli güvenli enerji konusunda ülkeler arasında işbirliğinin sağlanması olduğunu ifade eden İvanov, “Avrupa ve Asya ülkeleri olarak kültürel ve ekonomik açıdan pek çok alanda köprülerle bağlıyız. Enerji bağımlılığını birbirimiz arasındaki enerji ilişkilerine dönüştürmeyi başarmalıyız. O nedenle enerji sektöründe bağlantılar kurmak petrol ve doğalgaz ağlarını bu bölgeye yayma sorumluluğumuz olmalı. Bu forum gelecekte Avrasya'daki işbirliğinin tohumlarının atıldığı bir mecra olacaktır” diye konuştu.

 

 

 

             TÜRKİYE ŞİŞECAM FABRİKALARI A.Ş. YÖNETİM KURULU BAŞKANI

            AHMET KİRMAN:

             “BÖLGEDE 10 YIL ÖNCE 8 MİLYAR DIŞ TİCARET HACMİNE SAHİP OLAN TÜRKİYE BU RAKAMI BUGÜN 46 MİLYAR DOLARA ÇIKARDI”

 

 

             Türkiye Şişe Cam Fabrikaları A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Kirman da Türk işadamları adına yaptığı sunumda 25 milyon metrekarelik yüzölçümü olan ve 400 milyon nüfusa sahip olan Avrasya bölgesinin dünyanın petrol ve doğalgaz kaynaklarının önemli bölümünü barındırdığını ve petrol üretiminin yüzde 15'inin, doğalgaz rezervlerinin üçte birinin de bu bölgede olduğunu söyledi.

 

             Dünyada artan nüfusa işaret eden Kirman, bütün kısıtlı kaynakların ekonomiye akılcı biçimde aktarılması gerektiğini, bunun da ülkeler ve bölgeler arası işbirliğini gerektirdiğini kaydetti.

 

            Kirman, ekonominin gelişimi kadar, dünya kaynaklarının korunması ve sürdürülmesi için de çaba harcanması gerektiğini vurgulayarak, kaynakların akılcı kullanımı konusunda rekabete işaret etti.

 

            Türkiye'nin Avrasya bölgesindeki konumuna da değinen Kirman, Türkiye'nin bölgeyle ulaşım ve iletişim imkanlarının yaygın olduğunu, bölgede 10 yıl önce 8 milyar olan dış ticaret hacmine sahip olan Türkiye'nin bu rakamı bugün 46 milyar dolara çıkardığını ve bu rakamın Türkiye'nin toplam dış ticaretinin yüzde 15'i olduğunu söyledi.

 

 

            9. CUMHURBAŞKANI SÜLEYMAN DEMİREL:

            “BALKANLAR'DAKİ HUZURU TÜMÜYLE SAĞLAMANIN YOLU

             BALKAN ÜLKELERİNİN TÜMÜNÜ AB ŞEMSİYESİ ALTINA ALMAKTIR”             

“AVRUPA SCHENGEN'İNİ BALKANLAR'A GETİRMEK LAZIM. BU

             YAPILDIĞI TAKDİRDE BALKANLAR'DA ÇOK GÜZEL ŞEYLER OLACAKTIR, ONU ÜMİT EDİYORUZ VE BALKANLAR'A TÜRKİYE DAHİLDİR”

 

            Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Balkanlar'daki huzuru tümüyle sağlamanın yolunun Balkan ülkelerinin tümünü Avrupa Birliği (AB) şemsiyesi altına almak olduğunu belirtti. Marmara Grubu Vakfı tarafından düzenlenen “14. Avrasya Ekonomi Zirvesi”nin ikinci gününde gerçekleşen “Çağımızın Bilge Adamları Oturumu”na başkanlık eden Demirel, dünyada yeni bir devir açıldığını, bunun enformasyon çağı olduğunu söyledi.

 

             Demirel, demokrasi, insan hakları ve piyasa ekonomisinin önümüzdeki zamanlarda insanların gidebileceği en önemli yol olduğunu dile getirerek, demokrasinin birinci şartını serbest ve hür seçimlerin oluşturduğunu anlattı.

 

             Eğer bir ülkede iktidar kavgaları varsa ve bu sokağa, başka yerlere sıçrıyorsa o ülkelerin başının ağrımaktan kurtulmayacağını ifade eden Demirel, onun için “demokrasiye geçtik” demenin kafi olmayacağını, demokrasiye sahip çıkmak ve korumak gerektiğini kaydetti.

 

             Demirel, “Dünyaya mı erişmek istiyorsunuz? Kalkınmak mı istiyorsunuz? Birinci meseleniz siyasi istikrardır ve onunla beraber gelen sosyal istikrardır. Ekonomik kalkınmanın nemaları halka intikal etmiyorsa, ekonomik kalkınma yapmış gibi görünseniz de sosyal istikrarı sağlayamazsınız” dedi.

           

             Bugün Mısır'da, Tunus'ta, Libya'da ve Arap ülkelerinin diğer bölgelerinde meydana gelen hadiselerin sadece hürriyet hadisesi olmadığını, bunun arkasında önemli ekonomik meseleler bulunduğunu vurgulayan Demirel, çoğu petrol ülkesi Arap ülkelerinde 1980'den 2004'e meydana gelen yüzde 6 kalkınmanın kişilere intikalinin yüzde 0,5'in altında olduğuna dikkati çekti.

 

            Süleyman Demirel, sadece siyasi ve sosyal başarılarla övünmenin yetmeyeceğini, halkın taleplerini iyi anlamak ve bunları iyi karşılamak gerektiğini, eğer halkın talepleri karşılanmıyorsa siyasi ve sosyal övünmenin kafi gelmeyeceğini, istikrarı muhafaza etmenin şartlarının mutlaka halkı doğru ölçüler içerisinde o ülkenin geleceğine inandırmak olduğunu ifade etti.

 

            SEÇİMLE GELİP SEÇİMLE GİTME MESELESİ...

 

            Avrasya bölgesinde halen “seçimle gelip seçimle gitme meselesinin” tümüyle yerleştiğini söyleyemeyeceğini kaydeden Demirel, “Hala iktidarların el değiştirmesi, kalkınmanın, ilerlemenin birinci işaretidir. Bilhassa Orta Asya cumhuriyetlerinin bir kısmında henüz seçimlerle el değiştirme hadisesi vuku bulmadı. Bulduğu zaman o ülkelerin istikrar bulması lazım. Sokak ile meselelerini halletmeye kalkmamaları lazım” dedi.

 

             Demirel, Balkanlar'ın “barut fıçısı” diye adlandırıldığını, Balkanlar'da barış, huzur, istikrar varsa dünyada da huzur ve istikrar olduğunu dile getirerek, şöyle devam etti:

 “Balkanlar'daki huzuru tümüyle sağlamanın yolu Balkan ülkelerinin tümünü AB şemsiyesi altına almaktır, Balkanlar'ı AB seviyesine çıkarmaktır ve Balkanlar'da toprak meselesi, sınır meselesi gibi meseleleri ortadan kaldırmaktır. Herkesin toprağı, herkesin devleti olsun fakat medeni insanlar gibi herkes birbirine rahatça gidip gelebilsin, Avrupa Schengen'ini Balkanlar'a getirmek lazım. Bu yapıldığı takdirde Balkanlar'da çok güzel şeyler olacaktır, onu ümit ediyoruz ve Balkanlar'a Türkiye dahildir.”

 

            ünyada değişen tek şeyin, tek kutuplu dünyanın çok kutuplu dünyaya dönmesi olduğunu belirten Demirel, dünyanın belki de kutupsuz hale geleceğini kaydetti.

 Demirel, çok kutuplu dünyada Avrupa ile Asya arasındaki ilişkilerin önümüzdeki yıllarda çok daha iyi olması gerektiğini vurgulayarak, dünya sorunlarının müşterek hale geldiğini, dünyanın küresel işbirliğinin yanında küresel rekabeti de meydana getirdiğini, bu yarışta doğru davrananların kazanacağını sözlerine ekledi.

 

 

            DEVLET BAKANI YILMAZ:

            GAP EYLEM PLANI'NDAN ÖNCE GAP'IN TOPLAM YATIRIMLARDAKİ PAYI YÜZDE 7 CİVARINDAYDI. PLAN SONRASI İLK AŞAMADA YÜZDE 12'YE ONRA YÜZDE 14'LERE YÜKSELDİ”

            ŞU ANDA CİDDİ BİR İVME İLE GAP PROJESİNİ HIZLANDIRMIŞ URUMDAYIZ VE BÜYÜK ORANDA TAMAMLAMAYI HEDEFLİYORUZ. 2008-2012 DÖNEMİNDE ÖNGÖRDÜĞÜMÜZ YATIRIM TUTARI 26,7 MİLYAR TL”

             “GAP PROJESİ KAPSAMINDA 2010 YILI İTİBARİYLE 10 HİDROELEKTRİK

            SANTRALİNİ TAMAMLAMIŞ DURUMDAYIZ”

            “GAP KAPSAMINDA SULAMAYA DÖNÜK OLARAK 15 BARAJ TAMAMLANMIŞ DURUMDA VE  1 MİLYON HEKTAR ALANI SULAYACAK SUYU DEPOLAMIŞ DURUMDAYIZ”

 

            Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz, GAP Eylem Planı'ndan önce GAP'ın toplam yatırımlardaki payı yüzde 7 civarında iken, plan sonrası ilk aşamada yüzde 12'ye sonra yüzde 14'lere yükseldiğini belirterek, “Şu anda ciddi bir ivme ile GAP projesini hızlandırmış durumdayız ve büyük oranda tamamlamayı hedefliyoruz. 2008-2012 döneminde öngördüğümüz yatırım tutarı 26,7 milyar lira” dedi.

 

             Yılmaz, Marmara Grubu Vakfı'nca düzenlenen “14. Avrasya Ekonomi Zirvesi” kapsamında yaptığı özel sunumda, Güneydoğu Anadolu Projesi'ni (GAP) anlattı.

 Projenin Türkiye'nin güneydoğusunda yer alan 9 ili kapsadığını ve Türkiye'nin yüzölçümünün yüzde 9,7'sini ifade eden bölgede nüfusun yüzde 10'unun yaşadığını, Türkiye'de 8,5 milyon hektar olan sulanabilir arazinin yüzde 20'sinin de bu bölgede olduğunu belirtti.

 

            Entegre bir bölgesel kalkınma projesi olan GAP'ın Türkiye'nin kalkınmasına, gelişmesine, uluslararası alanda daha üst konumlara yükselmesine önemli katkılarda bulunan ulusal bir proje olduğunu belirten Yılmaz, GAP projesinin aynı zamanda uluslararası bir proje olduğunu ve gerek Türkiye'nin gıda güvenliğine gerek bölgenin gıda güvenliğine son derece önemli katkılarda bulunmayı hedeflediğini söyledi.

 

            Yılmaz, proje ile bölgedeki potansiyeli harekete geçirmek, muazzam bir üretim artışı sağlamak istediklerini ifade ederek, “Proje ile bölge halkının gelir düzeyini, hayat standardını, istihdam imkanlarını artırmak istiyoruz. Ekonomik büyüme ile refaha katkıda bulunmak istiyoruz” diye konuştu.

 

             Çok eskilere giden projede, 1989'da GAP Master Planı'nın hazırlandığını, GAP Bölge Kalkınma İdaresinin kurulduğunu ve böylece projenin daha sürdürülebilir bir yapıya kavuştuğunu anlatan Yılmaz, son yıllarda projeyle ilgili en önemli gelişmenin 2008'de yürürlüğe konulan GAP Eylem Planı olduğunu anlattı.

 

            Yılmaz, Türkiye'nin 1990'dan 2007'lere kadar kamu yatırım bütçesi içinde GAP'ın payının yüzde 7 civarında olduğuna işaret ederek, GAP Eylem Planıyla birlikte projenin yepyeni bir ivme kazandığını ve son 3 yıldır programı kararlı şekilde uyguladıklarını söyledi.

 Eylem planının, “ekonomik kalkınmanın geliştirilmesi”, “sosyal gelişmenin sağlanması”, altyapının geliştirilmesi” ve “kurumsal kapasitenin geliştirilmesi” olmak üzere 4 ekseni olduğunu ve 73 eylem ile 300'ü aşkın proje ve faaliyeti içerdiğini anlatan Yılmaz, şu bilgileri verdi: “GAP Eylem Planı'ndan önce GAP'ın toplam yatırımlardaki payı yüzde 7 civarındaydı. Plan sonrası ilk aşamada yüzde 12'ye sonra yüzde 14'lere yükseldi. Şu anda ciddi bir ivme ile GAP projesini hızlandırmış durumdayız ve büyük oranda tamamlamayı hedefliyoruz. 2008-2012 döneminde öngördüğümüz yatırım tutarı 26,7 milyar Türk lirası. Bunun 4,9 milyarlık kısmı merkezi yönetim bütçesi dışından, geriye kalanı merkezi yönetim bütçesinden öngörülüyor. 2010 yılında sadece 3,2 milyar lira çeşitli kamu yatırımlarına tahsis etmiş durumdayız. Bu da GAP'a sağlanan diğer ek ödenekleri dahil ettiğimizde 2010 yılında 3,8 milyar liralık bir ödenek tahsisatı söz konusu. 2011 yılında da 3,3 milyar lira ödenek öngördük.”

 

            “ÜRETİLEN ENERJİNİN GETİRİSİ 20 MİLYAR DOLARIN ÜZERİNDE”

 

             Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz, bu kapsamda hızlı bir şekilde çalışmalarını sürdürdüklerini belirterek, bugüne kadar yapılan yatırımlar hakkında şu bilgileri verdi:

 

             “Proje kapsamında 2010 yılı itibariyle 10 hidroelektrik santralini tamamlamış durumdayız. GAP'ın enerji yatırımlarının yüzde 74'ü gerçekleşmiş durumda. Bugüne kadar GAP'ta üretilen enerjinin getirisi 20 milyar doların üzerinde. GAP kendisine yatırılan paraları fazlasıyla geri ödeyen bir proje. Ülkemize ekonomimize ciddi katkıları olan bir proje. GAP kapsamında sulamaya dönük olarak 15 baraj tamamlanmış durumda ve 1 milyon hektar alanı sulayacak suyu depolamış durumdayız. GAP'ta suyu depolamışız. Yapmamız gereken ilave bir iki baraj var. Silvan Barajı gibi. GAP Eylem Planıyla birlikte depoladığımız suyu büyük ovalara taşıyoruz. Yüzlerce kilometre ana kanal inşa ediyoruz, tüneller yapıyoruz.”

 

             Yılmaz, geçmişte sulama işlerinin bilinçsiz yapıldığını, vahşi sulama nedeniyle Harran ovasında çok değerli toprakların elden çıkma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığına işaret ederek, “Biz bir taraftan yeni projelerle Harran Ovasını kurtarmaya çalışıyoruz. Diğer taraftan eylem planı kapsamında açık sulamaya izin vermiyoruz. Bundan sonra bütün sulamalar kapalı şebeke olacak. GAP projesinde sulamada biraz geç kalmış durumdayız. Ama iyi ki geç kalmışız. Daha bilinçli şekilde bu işleri yapabiliyoruz. Şu anda 340 bin hektar alan sulanmış durumda. Eylem planı bittiğinde bu 1 milyon 60 bine çıkarmayı hedefliyoruz. Uzun vadeli olarak da 1 milyon 800 bin hektarı sulu hale getirmeyi öngörüyoruz” şeklinde konuştu.

 

            “2 MİLYON HEKTARDA TOPLULAŞTIRMA ÇALIŞMASI”

 

             GAP eylem planıyla toplulaştırma çalışmaları da yapıldığını dile getiren Yılmaz, 2 milyon hektardan daha fazla alanda toplulaştırma yürüttükleri çalışmanın gelecek yıl tamamlanacağını söyledi. GAP projesine sadece enerji, sulama ve ulaştırma diye bakmadıklarını, ekonomik boyutunu da ele aldıklarını ifade eden Yılmaz, özellikle kırsal alanda küçük işletmeleri, KOBİ'leri desteklediklerini anlattı.

 Bakan Yılmaz, işin sosyal tarafını da ihmal etmediklerini, Sosyal Destek Programı ile son 3 yılda 1500 projeye destek olduklarını, 2010 yılında bölgede 218 bin insanın iş bulduğunu, bölgedeki işsizlik oranının yüzde 17,4'ten 2010'da yüzde 12,4'e düşürüldüğünü ifade etti.Cevdet Yılmaz, bölgenin yatırım fırsatları açısından da son derece öneli olduğunu belirterek, turizm, enerji, tarım ve çok çeşitli alanlarda yatırım fırsatları sunan bölgeye yatırımcıları davet etti.

 

 

            TRT GENEL MÜDÜRÜ İBRAHİM ŞAHİN:

             “AVRUPA İLE ASYA'NIN KÖPRÜSÜ HALİNİ ALMIŞ OLAN TÜRKİYE,

             BUNA İLAVE OLARAK KUZEY VE GÜNEYİN DE KÖPRÜSÜ OLMA

            GÖREVİNİ ÜSTLENMİŞTİR”

 

            TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, son yıllarda Türkiye'nin özellikle coğrafyasının adeta bir barış aracı halini aldığını belirterek, “Daha önce Avrupa ile Asya'nın köprüsü halini almış olan Türkiye, buna ilave olarak kuzey ve güneyin de köprüsü olma görevini üstlenmiştir” dedi.

             Şahin, Marmara Grubu Vakfı tarafından düzenlenen “14. Avrasya Ekonomi Zirvesi”nin son gününde, özel oturumda yaptığı konuşmada, TRT'nin açılımını anlattı.

 Türkiye'nin son yıllarda özellikle coğrafyasının adeta bir barış aracı halini aldığını ifade eden Şahin, daha önce Avrupa ile Asya'nın köprüsü halini almış olan Türkiye'nin buna ilave olarak kuzey ve güneyin de köprüsü olma görevini üstlendiğini belirtti.

 Türkiye'de demokrasinin her geçen gün daha geliştiğini söyleyen Şahin, Türkiye'nin anahtar konumunun, TRT'nin de bu anlamda daha büyük misyonlar üstlenmesini gerektirdiğini kaydetti.

             İbrahim Şahin, “Buradan hareketle özellikle TRT'nin son 3 yılda açtığı 10 yeni kanalla beraber bölgede Türkiye'yi daha iyi nasıl temsil ederiz, ülkemizin sesini daha iyi nasıl duyururuz, demokrasiye daha fazla nasıl katkı sağlarız, çalışan arkadaşlarımızla beraber biraz bunu görev addettik ve bunun gereğini yapıyoruz” dedi.

 

             Ana kanallarla yarışabilen bir reyting ölçüm sisteminde üst sıralara çıkan TRT çocuk kanalının, Amerika'daki uydulara da konduğunu söyleyen Şahin, “Özellikle Türkiye'den göçmüş Türk vatandaşı olan ama Osmanlı döneminde Amerika'ya göçmüş olan Ermeni vatandaşların, çocuklarına Türkçe öğretmek istediklerini bildirdiklerinde, biz tereddütsüz bu kanalın Amerika'ya da yayın yapmasını istedik. Sayın Başbakan Yardımcımızla iki hafta önce Amerika'daydık, oradaki insanların çocuklarının artık ne kadar rahat Türkçe konuşabildiklerini söylediklerinde ve bunun vesilesinin de TRT çocuk olduğunu söylediklerinde gurur duyduk” dedi.

 

             Şahin, Kürtçe yayın yapan TRT 6'nın da Türkiye'nin yanı sıra özellikle Kuzey Irak, Suriye, İran ile Avrupa'ya bir vesileyle göçmüş bu coğrafyadaki insanların izlediği çok önemli bir kanal olduğunu belirtti.

 

            Çoğu ülkede kablolu yayında olduklarını anlatan Şahin, TRT çalışanı müzisyenlerin klip yapmaya başladığını, eskiden ayda 1 CD üretebilen kurumun şimdi ayda en az 10 CD ürettiğine dikkati çekti.

 

            Şahin, “Umarım ki bu sene sonuna kadar TRT'nin İngilizce kanal projesini de devreye koyarız. Bir sürü kanal açtık ama kaçınılmaz bir şekilde eğer İngilizce yayın yapamıyorsanız, sizi dünya insanlarının takip etme şansı yok. TRT eğer uluslararası düzeyde uluslararası bir kanal niteliğine bürünecekse İngilizce kanala da kavuşacaktır” diye konuştu.

 

 

            ETİYOPYA FEDERAL İŞLER BAKANI SHIFERAW TEKLEMARIAM

            “ALTIN FIRSATI KULLANIN”

 

        Etiyopya Federal İşler Bakanı Shiferaw Teklemariam, ise “Diyalog” oturumunda yaptığı konuşmada, 75 milyon hektar tarım arazisinin çok küçük bir alanının tarıma açık olduğunu ifade ederek, bu alanda faaliyet gösteren firmaları, ülkesine yatırım yapmaya davet etti.Nil nehri üzerinde baraj projesi gerçekleştireceklerini söyleyen Teklemariam, “Altın fırsatı kullanmak için sizleri ülkemize davet ediyoruz” dedi.

 

 

AZERBAYCAN CUMHURBAŞKANLIĞI SİYASİ İŞLER DANIŞMANI PROF. DR. ALİ HASANOV:

 

        Zirvenin ilk iki gününü değerlendiren Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı Siyasi İşler Danışmanı Prof. Dr. Ali Hasanov da konuşmasında, zirve boyunca 3 günde 300'den fazla misafiri ağırladıklarını, zirvede eski ve yeni toplam 12 cumhurbaşkanı, 21 bakan ve bakan yardımcılarının da aralarında bulunduğu 100'ün üzerinde konuşmacının yer aldığını anlattı.

 

 

 

            TÜRKİYE MUSEVİLERİ HAHAMBAŞI İSAK HALEVA:

             “DİYALOG SİHİRLİ BİR DEĞNEK DEĞİLDİR. KİMİ SÖZDE DİN ADAMLARININ HALA POMPALAYIP DURDUKLARI AYRILIKÇILIĞI, ÖTEKİLEŞTİRMEYİ, YABANCILAŞTIRMAYI ŞİPŞAK HÜKÜMSÜZ, GEÇERSİZ KILMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR”

            “BİNLERCE YILDIR VAR OLANI, HER KATMANDAN HALKIN ZİHNİNDE OLUŞMUŞ BULUNANI, ÜSTELİK DE ÇEŞİTLİ ODAKLARCA HALA BESLENMEKTE, DESTEKLENMEKTE OLANI HEMEN  BİR GECEDE ORTADAN KALDIRMANIN BİR YOLU, YÖNTEMİ VARSA BİLE BEN BİLMİYORUM”

 

        Türkiye Musevileri Hahambaşı İsak Haleva, diyaloğun, ayrılıkçılığı, ötekileştirmeyi, yabancılaştırmayı geçersiz kılacak sihirli bir değnek olmadığını belirterek, “Binlerce yıldır var olanı, her katmandan halkın zihninde oluşmuş bulunanı, üstelik de çeşitli odaklarca hala beslenmekte, desteklenmekte olanı hemen bir gecede ortadan kaldırmanın bir yolu, yöntemi varsa bile, ben bilmiyorum” dedi.

 

        Marmara Grubu Vakfı'nca düzenlenen “14. Avrasya Ekonomi Zirvesi”nde konuşan Haleva, adına ister kültürler arası, ister medeniyetler arası, ister dinler arası densin bir diyalog söyleminin alıp başını gittiğini, herkesin herşeyi diyalogdan bekler olduğunu anlattı.

       

        Haleva “Görenler, duyanlar bir tür sihirli değnek sanıyor diyaloğu... 'Madem ki diyalog var, anlayışsızlık, tahammülsüzlük, peşin yargılılık neden var? Madem ki diyalog var, ötekileştirme, yabancılaştırma, hor görme hala neden var? Aşağılamaların, nefret söylemlerinin ardı arkası neden kesilmiyor' diyorlar. Bana sorarsanız sanki haklı gibi görünüyorlar ilk bakışta...” diye konuştu.

 

        Yanlış anlaşılmak istemediğini, ömrü boyunca bu yolda çalıştığını anlatan Haleva, gerçekten anlayışsızlık, tahammülsüzlük ve peşin yargılılığın üstesinden gelmek, ötekileştirmeye, yabancılaştırmaya, hor görmeye belki son vermek değil ama önemli ölçüde engel olmak, aşağılamaların, hatta nefret söylemlerinin önü alınmak isteniyorsa, şimdiye kadar bulunmuş, denenmiş yol ve yöntemlerin en uygununun, “belki de” en işe yarayanlarından biri de diyalog olduğunu dile getirdi.

 

        Haleva, şöyle konuştu:

 

        “Tabii ki, yerine konabilecek daha iyi ve daha uygun bir yöntem bulununcaya kadar... Bu arada özgürlük, demokrasi, küresellik, insan hakları gibi temel unsurları hiç mi hiç göz ardı etmeden, evrensel ahlakı, ortak insani değerleri, din ve inanç sistemlerini hiç mi hiç itibarsızlaştırmadan, eğitim, sanat, adil paylaşım, yoksullukla savaşım, çevre koruma gibi olmazsa olmaz çabaları hiç ama hiç ihmal etmeden.

 

          Ama ben şunu da çok iyi biliyorum ki, diyalog bir sihirli değnek değildir. Binlerce yıl önce üretilip, beslenmiş ayrılıkları bir çırpıda yok etmesi mümkün değildir. Binlerce yıldan beri sürdürülen düşmanlıkları, nefretleri, husumetleri bugünden yarına giderebilmesi mümkün değildir. Kimi toplum yöneticilerinin, kanaat önderlerinin, yazar çizerlerin, -haydi iğneyi biraz da kendimize batıralım- kimi sözde din adamlarının hala pompalayıp durdukları ayrılıkçılığı, ötekileştirmeyi, yabancılaştırmayı şipşak hükümsüz, geçersiz kılması mümkün değildir.”

 

        Haleva, diyalogun, artık ulusların, halkların deyimlerine, atasözlerine, vecizelerine yerleşmiş, lugatlarında, sözlüklerinde kayda geçmiş karşılıklı birbirini aşağılamalarını ya da nefret söylemlerini bir anda silip süpürmesinin mümkün olmadığını ifade ederek, “Kısacası binlerce yıldır var olanı, her katmandan halkın zihninde oluşmuş bulunanı, üstelik de çeşitli odaklarca hala beslenmekte, desteklenmekte olanı hemen bir gecede ortadan kaldırmanın bir yolu, yöntemi varsa bile ben bilmiyorum. Öyleyse bıkmadan, usanmadan, azimle, sebatla, koşmadan ama durup dinlenmeden, umutsuzluğa düşmeden, yeise kapılmadan diyalog...” dedi.

 

        İsak Haleva, binlerce yıllık tıkanıklıkları açmanın tek yolunun, tıpkı öte tarafa ulaşmak için dağların, kayaların içini oyup tünel açmaya başlamak gibi küçük, küçücük delikler açmakla başlayacağını anlattı.

 

        Binlerce yıllık kabukları kırmanın tek yolunun, başlangıçta onları çatlatmaya razı olmakla başlayacağını, küçücük çatlakların giderek büyüyeceğini ve kırıklar hale geleceğini ifade eden Haleva, “Kısacası 'Barış içinde birlikte var olma', başlangıç aşamasında bu alanda alınan kısacık mesafeleri küçümsemeden, azımsamadan, başlangıçların her zaman zor olduğu gerçeğine razı olunarak ulaşılabilen bir amaçtır. Yeter ki sabır, azim ve başarma iradesinden ödün verilmesin. Yeter ki umutsuzluğa kapılınmasın, gevşekliğe düşülmesin. Ben kendi payıma şimdiye kadar alınan mesafeden memnunum” diye konuştu.

 

             “ÖNEMLİ BİR EKSİK VAR”

 

        Bunların yanı sıra çok önemli bir eksik de bulunduğunu belirten Haleva, sözlerini şöyle tamamladı:

 

        “Bizler kendi aramızda çok iyi anlaşıyor, asırların tıkanıklarını sanki açmış gibi görünüyor, kalın kabukları değil çatlatmak, kırmış, paramparça etmiş görünüyoruz. Bulmuşuz sanki doğru yolu, yakalamışız, 'barış içinde birlikte var olmanın erdemlerini'... Ne kadar iyi, ne kadar güzel değil mi? Bence de güzel. Peki ya şu kapının dışındaki gazete satıcısı, kestane kebapçısı, otopark bekçisi, caddedeki taksi şoförü, çarşıdaki manav, yanındaki balıkçı, kuruyemişçi, fırıncı, börekçi, simitçi, berber, bakkal, apartmanın kapıcısı? Her gün birebir temas ve iletişim halinde olduğumuz bu güzel insanların ne kadarının haberi var bu diyalogdan? Az ya da çok, paydaş kılabilmiş, ortak edebilmiş miyiz onları bu tünel açma, kabuk kırma işine? Aktarabilmiş miyiz o güzelim özlemlerimizi o güzelim insanlara da... 'Pek emin değilim' demek isterdim ama doğrusu hiç mi hiç emin değilim. İşte bence en önemli eksikliğimiz. Sokaktaki adamları, kadınları, gençleri, yaşlıları, bu çabalara ortak etmez, hatta bu işlerin elebaşılığını yapmaları için onları desteklemezsek, çok kolay olmaz bizim mesafe almamız. Bunun yöntemlerini enine boyuna düşünmemiz, en uygun yolu bulmamız ve hiç vakit kaybetmeden işlerliğini koymamız gerekir diye düşünüyorum.”

 

 

            FENER RUM PATRİĞİ BARTHOLOMEOS:

            “GERGİNLİK VE ÇATIŞMALARLA GEÇEN BU DÖNEMDE BATILILAR VE LAİK KİŞİLER, DİNİ BİR GÜNAH KEÇİSİ, DÜNYANIN PROBLEMLERİ VE SIKINTILARININ YEGANE SORUMLUSU İLAN ETTİ”

            “DİN ŞU ANDAKİ SORUNLARIN KAYNAĞI DEĞİLDİR VE DÜNYADA GİDEREK ARTAN GERGİNLİKLERİN BİRİNCİL SEBEBİ DEĞİLDİR”

 

        Fener Rum Patriği Bartholomeos, dinin, şu andaki sorunların kaynağı ve dünyada giderek artan gerginliklerin birincil sebebi olmadığını belirterek, “Bizler, dini farklılıkların insanlar arasındaki çatışmalara yol açtığına inanmıyoruz ve bunun farkedilmesi gerektiğini düşünüyoruz” dedi.Marmara Grubu Vakfı'nca düzenlenen “14. Avrasya Ekonomi Zirvesi” kapsamında konuşan Bartholomeos, geçmişte pek çok vesileyle, Türkiye'nin özel pozisyonunun ve rolünün önemine olan inançlarını dile getirdiklerini belirterek, Türkiye'nin küreselleşen dünyanın geleceğinde oynayacağı sorumluluğa ve role yürekten inandıklarını, bu açıdan dinin de önemli bir değişim dinamiği olduğu inancını taşıdıklarını kaydetti.Geçen yıllar içinde din dünyasının sosyal adalet konularıyla ilgili ne kadar önemli bir destek sağlayacağını gözlemlediklerini, dinin sosyal, siyasi ve ekonomik konuların da ötesinde benzersiz bir perspektif sunduğunu ifade eden Bartholomeos, dinin, küreselleşen dünyada yoksulluğu ortadan kaldırma, dengeyi tesis etme, aşırılıkla, ifratçılıkla, ırkçılıkla mücadele etme ve çatışmalarla dolu bu dünyada dini özgürlüğü tesis etmede ne kadar önemli rol oynayacağını gösterdiğini söyledi.Dinin bir kurum olarak farklı toplumların birbirinden ayrışmasına yol açacak bir unsur olmadığını, tam tersine dinin dünyada en güçlü, yaygın ve egemen dinamiklerden biri olmaya devam ettiğini vurgulayan Bartholomeos, dinin ve inancın hakim olduğu toplumların giderek insanların daha çok ilgisini çektiği, uluslararası ilişkilerde ve küresel politikalarda odak noktası olmaya devam ettiği, sosyal değerleri doğrudan etkileyen ve devlet politikalarını da dolaylı olarak etkileyen çok önemli bir unsur olduğu gerçeğinin gözden kaçırılmaması gerektiğini anlattı.

 

        Bartholomeos, şu anda dinlerin, halkların özel yaşamlarında önemli bir rol oynamakla kalmadığını, aynı zamanda sosyal ve kurumsal seferberlikte de çok farklı düzeylerde kilit rol oynamaya devam ettiğini dile getirerek, şöyle konuştu:“İster çevre, ister barış, yoksuluk, eğitim, sağlık, açlık odak noktamız olsun, ortak bir şekilde sorumluluk almak ve eğilmek, hepimiz için en iyi konu başlığı olarak görülüyor. Bu, din ve laik çevreler açısında da önemli bir ön kabul. Bizim ekümenik patrikliğimiz Fener Rum Patrikliği'nin merkezinde son derece güçlü sembolik bir imge yer almaktadır. Bu hakikaten de İstanbul gibi son derece zengin bir şehrin tarihinde çok önemli bir noktaya işaret eder. Hristiyanlar, Museviler ve Müslümanlar bu şehirde yıllarca birlikte yaşadı. Kilise kurucusu Aziz Andreas imgesinin yer aldığı mozaik, patrikhane girişinde yer alıyor ve Osmanlı döneminde çok önemli rol oynayan bir patriktir. Patriğin elleri yanlarına açılmıştır ve Fatih Sultan Mehmet'den Hristiyan kilisesinin devam edeceği ve Osmanlı İmparatorluğu'nun muhafazası altında olduğuna ilişkin bir fermanı teslim almaktadır. Bu aynı zamanda dinler arası ilişkilerin, uzun vadeli birlikte yaşayabileceğinin en önemli garantilerinden bir tanesidir ve başlangıcını teşkil etmektedir. Bu birlikte yaşama ideali, bizim dinlerin halkları tarafından da hala hissedilmektedir.”

 

        Fener Rum Patriği Bartholomeos, dinler arası diyaloğun önemine işaret ederek, “Yüzyıllar içinde, özellikle de geçen 20 yıl içinde ekümenik patrikliğimiz dinler arası etkileşimin önemini sürekli vurgulamaya devam etmiş ve bakanlığımızın en önemli önceliklerinden birisi de bu diyaloğun kurulması olmuştur” dedi.

 

        Hedeflerinin her zaman, anlaşmazlıkların barışçıl bir şekilde çözümlenmesinin desteklenmesi, dünyada birlikte yaşamanın yollarının açılması, gezegenin kaynaklarının paylaşılması ve doğru şekilde kullanılması, bu yönde atılacak değişim adımlarının birlikte atılması olduğunu anlatan Bartholomeos, bunun, dini liderlerin kararlılığı ve taahhüdü olması gerektiğini söyledi. Açık diyalog yoluyla baskıya, zulme ve tahakküme başvurmaksızın çözümlerin ortak bir zeminde aranması gerektiğini dile getiren Bartholomeos, “Bu itibarla herkesin oynaması gereken roller vardır. İnanç toplumları olarak sorumluluklarımızın farkında olmalı ve kendi yetkimiz dahilinde etkileyebileceğimiz, nüfuz edebileceğimiz alanların bilincinde olmalıyız. Bizim bu gücümüz olduğuna inanıyorum. Dünyamızı şimdiye kadar zarar vermiş, incitmiş olan sorunları da iyileştirebileceğimize inanıyorum. Biz ciddi bir diyaloğun kurulması önündeki engellerin farkındayız ama gerçek, samimi ve açık diyaloğun kurulmasına yönelik iyimserliğimiz ve umudunuz devam ediyor. Şu anda endişelerle örülü bir çağdan geçiyor olabiliriz ama bu aynı zamanda bir diyaloglar çağıdır” diye konuştu.

 

            IRKÇILIK VE AŞIRI DİNCİLİK

 

        Çoğulculuğu ve laikliği takdir ettiklerini ve tanıdıklarını ifade eden Bartholomeos, aynı zamanda ırkçılık ve aşırı dinciliğin de ele alınması gereken temalar olduğunu gördüklerini belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:“Hristiyanları, Musevi ve Müslümanlarla müzakere masasına oturtan çok temel bir prensip var. O da dünyamızın çalkantılar, bölünme ve ayrımcılıkla parça parça edilmiş olması. Bizler dini farklılıkların insanlar arasındaki çatışmalara yol açtığına inanmıyoruz ve bunun farkedilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Gerginlik ve çatışmalarla geçen bu dönemde batılılar ve laik kişiler dini bir günah keçisi, dünyanın problemleri ve sıkıntılarının yegane sorumlusu ilan etti. Küresel sıkıntılar, çatışmalar arttıkça uluslararası ilişkilerde dinin oynadığı rolün olumsuz olduğu yönündeki kanılar giderek artmaya başladı. Bu eleştiriler belli bir ölçüde haklı olabilir ama din burada asıl suçlu olması, sorumlu tutulması gereken faktör değildir. Din, şu andaki sorunların kaynağı değildir ve dünyada giderek artan gerginliklerin birincil sebebi değildir. Burada asıl vurgulanması gereken, sosyal ve siyasi gelişmelerde dinin oynadığı rolün doğru anlaşılmasıdır. Bu rol doğru anlaşılmazsa uzun vadede dar görüşlülükle karşı karşıya kalırız. Dini prensiplerin bazı meşru talepleri bulunmaktadır. Siyasi kurumların da modern sivil toplumda dinin kurumsal rolünü anayasal olarak tanıması bu sorunların çözümü açısından ivedilikle önemlidir.”

 

            VATİKAN BÜYÜKELÇİSİ BAŞPİSKOPOS LUCIBELLO:

             “DİN VE İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ, VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜNÜ DE BERABERİNDE GETİRİYOR. HERKESİN İNANMAYA VEYA İNANMAMAYA     HAKKI VARDIR”

            AVRUPA LİBERAL PARTİ BAŞKANI ANNEMİE NEYTS-UYTTEBROECK:

             “KADINLAR, İNSANOĞLU IRKININ YARISINI TEŞKİL ETSE DE İNSANOĞLUNUN ÇEKTİĞİ AZABIN FAZLASINI ÇEKEN TARAFTIR”

 

        Vatikan'ın Ankara Büyükelçisi Başpiskopos Antonio Lucibello, din ve inanç özgürlüğünün, vicdan özgürlüğünü de beraberinde getirdiğini belirterek, herkesin inanmaya ya da inanmamaya hakkı olduğunu söyledi.14. Avrasya Ekonomi Zirvesi'nde konuşan Lucibello, barışa, güvenliğe ve demokrasiye giden yolun din özgürlüğünden geçtiğini, yönetimlerin, hükümetlerin din ve inanç özgürlüğüne saygı göstermek zorunda olduğunu belirterek, “Bu olmadan hiç bir şey olmaz” dedi.İbadet özgürlüğünün evrensel bir insan hakkı olduğunu, din ve inanç özgürlüğünün de sadece ibadet etmekten ibaret olmadığını, vicdan özgürlüğünün de bunun içinde önemli bir yer tuttuğunu kaydeden Lucibello, “Din ve inanç özgürlüğü, vicdan özgürlüğünü de beraberinde getiriyor. Herkesin inanmaya veya inanmamaya hakkı vardır. Vicdan özgürlüğü olmadan din ve inanç özgürlüğü de olamaz” diye konuştu.

 

 

            MOĞOL BUDİST BİRLİĞİ BAŞKANI KAMBA LAMA N. DAMDİNSUREN:

 

        Moğol Budist Birliği Başkanı Kamba Laman N. Damdinsuren de insanoğlunun doğanın doğal dengesini sarsma açısından en önemli unsur olduğuna işaret ederek, insanoğlu ile doğa arasında bir barışçıl ortamın bulunması gerektiğini vurguladı.İnsanların doğal kaynakları kendi ihtiyaçlarını karşılamak için kullandığını ve bütün doğal kaynakların yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu ifade eden Damdinsuren, “Olumsuz düşünceden kurtulursak, bütün bu olumsuz eylemlerden kurtulma imkanımız olur. Eğer zihinde barış, huzur yoksa o zaman sakin ortamlar da yaratılamaz. Mutluluk, özgürlük olumsuz düşüncelerden arınmaya bağlıdır. Olumsuz düşüncelerden kurtulamazsak özgürlüğe ulaşamayız” dedi.

 

          

 

  AVRUPA LİBERAL PARTİ BAŞKANI ANNEMIE NEYTS-UYTTEBROECK:

            “KADIN AZABIN FAZLASINI ÇEKEN TARAFTIR”

 

        Avrupa Liberal Parti Başkanı Annemie Neyts-Uyttebroeck, kadın ve erkek diyaloğundan bahsederek, şöyle konuştu: “Dürüst olmak gerekirse, gördüğünüz gibi ben bir kadınım. Kadınlar, insanoğlu ırkının yarısını teşkil etse de insanoğlunun çektiği azabın fazlasını çeken taraftır. Bütün dinler kadınları erkeklerden ayırır, ayrımcı davranır, onları eşit görmez ve kadınlara erkeğin eşiti olarak yaklaşılmaz. Süregelen diyaloglar erkekler arasındaki diyalogdur. Anneler, eşler, kız çocuklar, babalar ve oğullarla aynı haklara sahip değildir. Toplantıda kadınlara da yer verdiğiniz için teşekkür ediyorum. Umarım ki hepiniz gelecekte siyasi, kültürel ve dini diyaloglarda kadın ve erkek konusunun eş olmasına özen gösterirsiniz.”

 

 

            MEKADONYA DEVLET BAKANI HADİ NEZİR:

            “TÜRKİYE NE KADAR BÜYÜK VE GÜÇLÜ OLURSA O KADAR BALKANLARA REFAH, İSTİKRAR GELİR”

 

         Makedonya Devlet Bakanı Hadi Nezir de, Türkiye'nin ne kadar büyük bir devlet olduğuna herkesin şahit olduğunu belirterek, toplantıya Balkanlardan katılan herkesin Türk iş adamlarının ülkelerine yatırım yapmasını istediğini söyledi.Makedonya'yı ilk tanıyan ülkenin anavatan bildiği Türkiye olduğunu anımsatan Nezir, Balkanların tam ortasında yer alan Makedonya'nın 25 Avrupa ülkesiyle serbest ticaret anlaşması imzaladığını, bunun da Makedonya'nın sadece 2 milyon değil, 650 milyon Avrupa pazarına hitap ettiği anlamına geldiğini kaydetti.Balkanlarda uzun yıllar süren savaşlar yaşandığını dile getiren Nezir, “Artık dinlere, dillere bakarak değil, insan olarak yaşamamız ve insan değerini ölçmemiz gerekiyor, çünkü hepimiz insanız. Bu acıların tekrarlanmaması ancak ülkelerde ekonomi yatırımı yapılmasına, ekonominin güçlenmesine bağladır. Ekonomi güçlü olursa ayakta kalırız” diye konuştu.Türkiye ne kadar büyük ve güçlü olursa Balkanlara o kadar refah, istikrar geleceğini ifade eden Nezir, ülkesinin en kısa zamanda AB ve NATO ülkesi olmasını beklediğini söyledi.

 

 

            BÜYÜKELÇİ HAKAN OKÇAL:

             “TÜRKİYE'NİN AB İLE İLİŞKİLERİ SADECE AVRUPA'DA DEĞİL

            DÜNYANIN PEK ÇOK KÖŞESİNDE TAKİP EDİLMEKTEDİR. TÜRKİYE'YE YAPILAN BAZI HAKSIZ MUAMELELER BURALARDAN     TEPKİ ÇEKMEKTEDİR. BARIŞ VE DİYALOĞA BU DAVRANIŞ, YAKLAŞIM PEK   DE UYMAMAKTADIR”

 

        Büyükelçi Hakan Okçal, “Türkiye'nin AB ile ilişkileri sadece Avrupa'da değil dünyanın pek çok köşesinde takip edilmektedir. Türkiye'ye yapılan bazı haksız muameleler buralardan tepki çekmektedir. Barış ve diyaloğa bu davranış, yaklaşım pek de uymamaktadır” dedi.Okçal, Marmara Grubu Vakfı tarafından düzenlenen “14. Avrasya Ekonomi Zirvesi'nin son oturumu olan “Diyalog” oturumunda yaptığı konuşmada, Balkanlar konusunda AB'nin daha bütünleştirici tutum izlemesi, AB dışında kalmış ülkeleri birliğe dahil etmesi gerektiğini belirtti.Kosova'nın henüz uluslararası camianın bir üyesi haline gelmediğini ifade eden Okçal, “Biz Kosova'nın milletler ailesinin eşit ferdi haline gelmesi için gerekli gayreti gösteriyoruz” dedi.Türkiye'nin Balkanlar'da son yıllarda aktif bir politika izlediğine işaret eden Okçal, Türkiye'nin Balkanlar'daki aktif dış politikasının haksız yere bazı çevreler tarafından yeni Osmanlıcılık olarak eleştirildiğini, bu eleştirilerin son derece yersiz olduğunu, bunun tarihi ve günü anlamamaktan kaynaklandığını, imparatorluklar döneminin kapandığını kaydetti.Okçal, “Türkiye elbette tarihi, kültürü ve ekonomik bağları olan hatta akrabalık ilişkilerinin bulunduğu kendi çevresindeki bölgelerle daha yakın ilgilenmektedir” dedi.

Türkiye'nin bugün belki birliğe olabildiği en uzak mesafede bulunduğunu ifade eden Okçal, şunları kaydetti: “Türkiye 3. binyılda AB'ye üye olduğu takdirde değişik bir mesaj verecektir. Türkiye'nin AB ile ilişkileri sadece Avrupa 'da değil dünyanın pek çok köşesinde takip edilmektedir. Türkiye'ye yapılan bazı haksız muameleler buralardan tepki çekmektedir. Barış ve diyaloğa bu davranış, yaklaşım pek de uymamaktadır. Bu sebeple AB'nin kurucu önderlerinin Türkiye tarafından uzanan eli tutacağına inanıyor, böyle bir tavrın dünyadaki diyalogu güçlendireceğini umuyoruz.”

 

        14. Avrasya Ekonomi Zirvesi'nin kapanış konuşmasını yapan Marmara Grubu Vakfı Genel Başkanı Akkan Suver, 3 gün boyunca ele alınan konular hakkında bilgi vererek, zirvenin düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür etti.

 

        Akkan Suver, son oturumun katılımcılarıyla hatıra fotoğrafı çektirdi.